Kahraman Baykuş - Kanatlanan Kültür

Bossoyko

KocaYusuf53

Kahraman Baykuş
Üstat Kullanıcı
FB_IMG_1764847004229.jpg


Bugün size, dünyanın çatısının buzla mühürlendiği o ırak diyarlardan, Lena Nehri’nin tarihe sessizce tanıklık ettiği o kadim coğrafyadan kopup gelen Bossoyko lakaplı gerçek bir Türk pehlivanını anlatacağım. Lakin bu anlatacaklarım, er meydanlarında devrilen sırtlardan ya da bükülen bileklerden ibaret kuru bir güreş masalı değildir; bu, yiğitliğiyle bir halkın hafızasına mühür vuran, zulmün karanlığında parlayan ve aradan geçen bir asra rağmen unutulmayıp yeniden bir anıt gibi yükselen gerçek bir kahramanın, Bossoyko'nun destanıdır.
Bin sekiz yüz seksen üçün o bıçak sırtı ayazında, I. Mêldyaxsi topraklarına bir insan değil, sanki kadim zamanlardan kopup gelen bir heyula düştü. Asıl adı Geyzetulla olsa da, bozkırın rüzgârı ona dağların diliyle "Bossoyko" diye seslendi. Onun damarlarında, sürgün bir baba olan Gafiatulla’dan miras kalan Başkurt Türklerinin o asil ve savaşçı kanı çağıldarken, ruhu Saka Türklerinin o buz tutmaz ateşiyle dövülmüştü. İki nehrin birleşip coşkun bir ırmağa dönüşmesi gibi, o da iki Türk boyunun kudretini bir metre doksan beşe uzanan o ulu gövdesinde birleştirmişti. Yüz elli kiloluk o saf ve ham kudretiyle yeryüzüne meydan okuyan bir yanardağ, kuzeyin çam ormanlarından yontulmuş canlı bir heykeldi o.
Yüzü ayazın değil, içindeki volkanın rengiyle kızıla çalar, sesi fırtınalı bir gecenin uğultusu gibi derinden gelir, o devasa elleri bir çocuğun gövdesini saracak kadar şefkatle büyürdü. Çar’ın ordusunda insanoğlunun takatini ölçmeye kalkan o demir yaylı makineler, onun bin beş yüz seksen sekiz kiloyu bulan o ilahi pençesi karşısında aciz kalıp inlerken; sılasına döndüğünde kucakladığı o yedi yüz yirmi kiloluk Haçıkaat taşı, bastığı toprağa ağır geldi de ayağındaki deri çizmeler o basınçla infilak edip yırtıldı.

Lakin bu dağ gibi adam, göğsünde bir güvercin ürkekliği taşırdı. Savaşın o kanlı pazarında, beyaz atının üzerinde bir "Toyon" olarak şahlandığında bile, “Biz iyi insanlarız” diyerek merhameti kılıcından keskin tutan, dualı ağzıyla hem Hakk’a yakaran hem de Saka’nın o kadim halayında başı çeken bir gönül eriydi. Ne var ki 1930 yılının o zifiri karanlığında, kaderin kalemi kırıktı. Kızıl namlular ona ve o gencecik, babasının aslanı oğullarına, hele ki o on ikisindeki körpe fidanı Aniulla’ya doğrulduğunda, zalimlerin amacı sadece bir nefesi kesmek değil, bu Başkurt-Saka çınarının kökünü kazımaktı. Baba ve oğulları, sırtlarını ecelin soğuk duvarına verip toprağa düştüklerinde, o gün vurulan sadece bedenler değil, bir milletin şah damarıydı.

Sanıldı ki Bossoyko unutulur, sanıldı ki kar o kanı örter... Lakin yanıldılar. Tarih, mazlumun ahını da yiğidin adını da sakladı. Ve 2022 yılında, o meşum infazdan tam doksan iki yıl sonra, Saka elinde, üç kardeş halkın; Saka, Tatar ve Başkurtların elleriyle göğe bir anıt yükseldi. O taş anıt, sadece bir mermer parçası değil; kurşunla susturulmaya çalışılan bir destanın, zamanın ötesinden gelen gür bir haykırışı ve Bossoyko’nun o mağrur ruhunun ebedi nişanesi olarak tarihin bağrına dikildi.

Yeryüzü buz kesmişti, Lena nehri pür-hûn,
Mêldyaxsi kırlarında, bir dev belirdi mecnûn.
Pederi Gafiatulla, Başkurt’tan asil nişân,
Saka’nın buz çölünde, parladı şanlı nişân.
Endâmı kule misâl, heybeti şîr-i nerdir,
Çar’ın demir yayları, pençesinde hederdir.
Doksan yedi pud çekti, şu makine-i demir,
Kırıldı çark-ı felek, dayanamadı bu mîr.
Haçıkaat sahrasında, şu seng-i giran-bârı,
Yüklendi sol döşüne, titretti bu diyârı.
Çizmeler pâre oldu, bu sıklet-i azimden,
Korkmadı, çekinmedi ne ateş ne cehimden.
Kıratının sırtında bir Serdar, bir ser-bülend,
Merhamet kânı idi, vurmadı halka kemend.
"Biz iyi insanlarız" der, lisanı şükür-güzâr,
Lakin felek ağını, ördü ona târ ü mâr.
Güneş bile üşüdü, şu gün gökler ağladı,
Gelen kapkara haber, yürekleri dağladı.
Baba ile evladı, yan yana dizildiler,
Kalleşçe vuruldular, candan bezdirildiler.
Yıllar geçse ne yazar, yiğitlik bitmez imiş,
Gerçek erin ışığı, ebedi gitmez imiş.
Bak dikildi taş anıt, herkes duysun ününü,
Saka, Başkurt kardeştir, unutma düğününü.
Bin dokuz yüz otuzda, karardı rûy-i zemin,
Kızıl namlular döndü, bozuldu ahd ü yemin.
Aniulla gonca gül, pederiyle yan yana,
Kıydılar bu canlara, boyandılar al kana.
Selâm olsun bu Dev’e, şu Bossoyko Hân’ına,
Rahmet yağsın göklerden, dökülen pâk kanına!
Bu destan yâdigârdır, dillerde eylensin yâd,
Yiğidin nâmı ölmez, ruhu olsun ebed şâd!
 
Üst