Kahraman Baykuş - Kanatlanan Kültür

Genel En Güçlü Türk Pehlivanı

KocaYusuf53

Kahraman Baykuş
Üstat Kullanıcı
Şanlı tarihimizde nice pehlivanlar gelip geçti,bir çoğu unutulmayacak izler bıraktı, ancak unutmayı fazlasıyla seven Türk milleti ne yapıp edip unuttu. Elimizden geldiğince hatırlamaya çalışıyoruz. Eski Türk Güreşi denince akla Koca Yusuf gelir, Fransızlara Türk gibi güçlü atasözünün doğruluğunu birinci elden göstermiştir, ancak bilinenin aksine korkunç kuvvete sahip bu adam en güçlü pehlivanımız değildir, şimdi uzatmadan en güçlümüze geçelim.

Keçecili Kasım


1828-1832-1837 yıllarında doğmuştur, genel olarak 1832 kabul edilse de Meydan Larousse kitabında 1837 yazar, nüfus kağıdı 1832 diyor.


1832 yılında bugün Tokat'a bağlı Erbaa'nın Keçeci köyünde doğdu, o zamanlar burası Sivasa bağlıydı, o yüzden Sivaslı diye de geçer. Kasım sadece kuvvetli bir çocuk değildi, aynı zamanda Keçeci Baba türbesinin Şeyhinin oğluydu. Yani büyüyünce Şeyh olacaktı. Güreşe meraklıydı, Anadolu'da yağlı güreş değil Karakucak güreşi yapılırdı, bu Türk'ün, Oğuz'un güreşiydi. Türklerin 2500 yıldır bu güreşi yaparlar, işte ata sporumuz budur. Kasım kendisinden yaşça büyük kişilerle güreşiyor rahatça yeniyordu, yaşıyla alakasız bir kuvveti ve cüssesi vardı. Önüne geleni yeniyordu, ancak Şeyhin oğlu olarak görevlerini de ihmal etmiyordu, gerekli hizmetleri yapıyordu, yaşı büyüdükçe çevredeki halkın dertlerine de koşmaya başladı. Aradan yıllar geçti, Kasım bir Adem Ejderhasına dönmüştü, babası vefat ettiği için artık Zaviyenin Şeyhi o idi, kendisinden çok daha hafif güreşçiler kadar çevik ve kıvraktı, güreşi çok iyi biliyordu, Kat Köylü Hasan ona güreşi çok iyi öğretmişti. Ama asıl özelliği kuvvetiydi, köyde neredeyse 10 kişinin zor taşıdığı seyleri tek başına taşıyordu. Bütün Anadolu'nun başpehlivanı idi. Ancak Zaviye işlerinden dolayı güreşe ara vermişti. Bu sıralarda meşhur Şair Ziya Paşa Amasya'da mutasavvıf idi. Tahtta Abdülaziz vardı, Abdulaziz pehlivanları çok sever ve himaye ederdi, yüzden fazla pehlivanı vardi, satrancı da çok sever ve iyi oynardı. Bu yüzden onun gözüne girmek isteyen bütün ağalar paşalar bulabildikleri en iyi pehlivanları Payitaht'a gönderir, başarılı olduktan sonra Abdulaziz'e takdim edip gözüne girerlerdi. Ziya Paşa bunu bildiği için ve Anadolu pehlivan yatağı olduğu için pehlivan aramaya koyuldu, ona Keçecili Kasim pehlivanı anlattılar, bu yüzden onu görmek, tanımak istedi. Ne de olsa Padişaha gönderecekti, ya rezil olursa? Sürgün bile yiyebilirdi, bir şekilde Kasım'ı Amasyaya getirtti. Saraydüzü'nde bir güreş tertipledi, başa iki pehlivan çıktılar, bunlar Amasya başpehlivanlari idiler. Dereköylü Köse Mehmet” pehlivan ile “Eraslan Köylü Samancı”.


Mehmet 110 okka (140 kg) Samancı ise 125 okka (160 kg) idi. Ancak daha önce güreşip Kasim'a yenilmişlerdi bu yüzden güreşmek istemediler, Kasım ise Ziya Paşa'nın hayalkırıklığını görünce iksiyle birden güreşmek istedi.
Alanın ortasında bacaklarını açıp her iki pehlivanın saldırısını bekleyen Kasım pehlivan, bacaklarına sarılan Köse Mehmed’i bir koltuğu altına Samancı’yı da diğer koltuğu altına sıkıştırarak yerden kesip havaya kaldırıp Ziya Paşa’nın önüne kadar götürerek orada yere bırakıp yener. Sultan Abdulaziz, güreşi sevdiği kadar, dama ve satranç oynamayı da sevdiği için, Ziya Paşa Amasya’nın en iyi satranç bileni Baltaoğlu Yusuf beyi de Keçecili ile birlikte bu işle görevlendirdiği TOKAT Kalhanhane müdürü “Hacı Abdullah Efendi’nin” yanına katarak İstanbul’a gönderdi. Burada namağlup Arnavutoğlu pehlivanı bir kaç saniyede yendi. Abdülaziz tüm Osmanlı'nın başpehlivanı Kavasoglu ile tutmasını istedi. Kavasoglunu 1.95 boyunda 150 kilo bir babayiğitti. Keçecili yağlı güreş bilmiyordu, bu hal Padişaha arzedilince önce yağlı sonra karakucak tutulmalari istendi. Kısa keselim, yağlı güreş safi muvazene oyunudur, daha önce hiç yağlı güreş görmemiş Kasım 9 dakikada açık düşüp yenildi. Sıra Karakucak güreşine geldiğinde ise Kavasoglunu bir kaç saniyede kağıt gibi büküp kucağına aldı ve padişahın önüne attı.

Koca Murad Pehlivanın söylediğine göre Kasımın sadece kolunda Koca Yusuf'un tamamı kadar kuvvet vardi.

Abdülazizin Canbazbaşı Rıza Bey onu söyle anlatıyor.

Çok iri gövdeli ve sağlam, sert kaslı idi. Cihan şampiyonu Kara Ahmet (1899 Greco-romen dünya şampiyonu) gibi sekiz on pehlivanı bir sırada yenmeye gücü yeter büyük pehlivanlarımız Keçeli’nin bir dizini bile yere getirmeye muvaffak olamamışlardı.

Yağlı güreş idmanları sırasında ise saraylıları korkutan olaylar oluyor. Sarayın bir diğer başpehlivanı Kara İbodur, o da 150 kiloya yakındır. Kavasoglu da Kara İboda Koca Yusuf'un en büyük rakibi Kel Alicoyla guresmislerdir, Alico Kara iboyu saatlerce uğraşıp yenebilirdi, Kavasoglunu ise yenemezdi. Yani ikisi de Kel Alicoya denk kuvvettedir, bu da gösterir ki Koca Yusuf'a da denk kuvvettedirler. Uzun lafın kısası bir gün ikisi idman yaparken Kasım aralarına katılır,ufak bir münakaşa sonrası Kasım şöyle der.

- Ben yere yatayım, biriniz sarma vursun diğeri boyunduruk.

Bu iki pehlivanı sinirlendirmişti, bugüne kadar sarmalarindan, boyunduruklrından hiç kimse kurtulamamıştı. Ona iyi bir ders vermek için debileni yaptılar, ancak Keçecili ikisi de bütün gücünü verdikten sonra en ufak zorluk bile çekmeden ayağa kalktı, ikisinin de oyunlarını çocuk gibi bozmuştu. Ondan iyice korkmaya başladılar, Alico Celal Davut Aribala "Bu herif azıcık yağlı öğrense kimse karşısında 5 dakika duramazdı demiştir. Pomaklar ise yıllardır saraya kurulmuşlardı ve çıkmaya niyetleri yoktu. Bu yüzden onu zehirlediler, o da 1870 senesinde vefat etti.

Keçecili Kasım 2.14 boyunda, 170 kilo ağırlığında bir pehlivandi. Sarah ahalisi onun 200 okka(257 kilo) ağırlığında çeki taşlarını tutacak demirinden tek parmakla tutup kaldırdığını söylerler. Önüne gelen pehlivanla çocuk gibi oynardı.

Onu gören herkes, onun Alicodan, Koca Yusuftan ve diğer bütün büyük pehlivanlardan mukayese bile edilemeyecek kadar kuvvetli olduğunda hem fikirdir.

Amasya’nın (Uygur) Köyünde 1850 yılında doğmuş olan İsmail Erdoğan Kasım pehlivanın bir olayını şöyle anlatıyor. İsmail Erdoğan 12-13 yaşında iken Kasım Pehlivan Uygur köyünde bulunan üzüm bağının üzümlerini kesmeye gelmiş. O günde köyden birisi Irak taraflarından getirilmiş bir iri manda satın almış, köylüde mandanın iriliğine bakıyorlarmış. Bu kalabalığı gören Kasım Pehlivan yanlarına gelerek, ne olduğunu sormuş. Durumu öğrenince, “Hayırlı olsun ne iri mandaymış?” diye hayvanı okşamış. Hayvan ürkmüş kaçmak istemiş. Pehlivan da kulağına yapışıp kaçmasına engel olmak istemiş. Manda çekmiş, pehlivan çekmiş ve sonradan mandanın kulağı Kasım pehlivanın elinde kalmış.

Bu da onu gören Amasyalı'nın beyanatı, usttekiler kadar resmiyeti olmadığından en sona aldım.


Acaba bugün yaşasaydı, nasıl bir güreşçi olurdu? Fikirlerinizi yorumlarda bekliyorum.
 
Gecenin bir yarısı yazıldığı için eksik oldu, daha sonra yazı genişletilecektir, kaynaklar eklenecektir
 
Üst