Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Aslında çok var ama bir seçim yaparsam oyum Prince of Persia: Warrior Within'e gider.
Peki neden mi seviyorum?
Öncelikle hikayesi, bir oyunda görebileceğiniz en iyi ve orijinal hikayelerden biridir.
Oynanışı; benim oynadığım oyunlar arasında en iyi savaş mekaniğine sahip oyun. 1
Tabii ki sadece savaş değil. Parkur mekanikleri, bölüm designları (gerçekten mimarisi harika) ve tabii ki de zamanı geri alma özelliği.
Karanlık olması; önceki oyuna kıyasla bu oyun çok daha şiddetli ve karanlık. Prens'in karanlık bir karaktere dönüşmesi çok yerinde bir hareket olmuş.
Ve tabii ki Dahaka; kendi karizmasıyla Prens'in karizmasını da katlayan, oyun dünyasının yaratılmış en iyi karakterlerinden birisi. Oyundaki kovalamacaları üç buçuk attırır 1. Sanırım şu anki korku oyunlarından pek korkmamamın sebebi de Dahaka. Çünkü Dahaka öyle bir korku veriyor ki, geriye kalan şeyler onun kadar korkunç olmadığı için korkmuyorsun. Tabii çocukken oynamanın da etkisi var. Ancak hala daha oynarken kalbimin sıkıştığını hissediyorum. Suyu gördüğüm zaman (Dahaka sudan korkuyor [spoiler değil merak etmeyin]) gelen rahatlama hissini hiçbir şey vermiyor Ha bu arada videoyu izlerken "Ne diyo la bu" diyebilirsiniz, Dahaka tersten konuşuyor. Oyunu tersten oynatırsanız ne demek istediğini anlarsınız 1
Nitekim üçüncü oyununu da çok sevsem de, WW'nin yeri ben de başka.
Yani hakkında lore serisi yazmamı sağlayacak kadar çok sevdiğim oyun olan; Hollow Knight.
Kendi janrasını güncel janralarla çok güzel harmanlayıp hem kendinden önceki ata oyunlara selam çakmasına ve esinlenmeler barındırmasına rağmen yine de benzersiz hissettirebiliyor. Gerçekten bir şaheser.
Benim için bu oyun kesinlikle Deltarune. Şu bir hafta içinde öyle bir etkiledi ki beni şu an en sevdiğim oyun oldu. Chapter 1 beni öyle çok etkilememişti. Böyle normal, sıradan, Undertale altı bir oyun gibi görüyordum. Ama geçen hafta çıkan Chapter 2 ile bu fikrim tamamen değişti. Şimdi nedenini anlatayım.
Şimdi, ilk Chapter adeta Undertale'ın alt oyunu gibi bir şeydi. Sanki Toby Fox, Undertale ile parayı vurmuşta başka bir oyun denemesi yapıyormuş gibiydi. Undertale'da en ufak seçimimiz oyunu kesinlikle etkiliyordu. Ama Deltarune'de tam aksine, seçimlerimizin hiçbir önemi yok. Chapter 1'de bunu iyice gösterdiler. Baya sade gelmişti bana açıkçası. Normal bir RPG oyunu gibiydi. Oynuyorsun kasılıyorsun devam ediyorsun falan. Hikayede sanki oyun anlamlı olsun diye konulmuş gibiydi. İlgimi çeken birkaç olay olsa da genel olarak böyleydi. Sıradan şekilde sona yaklaştım ve oyunu bitirdim. Hiç heyecanım yoktu. Ta ki sonu görene kadar.
Kris'in ruhunu çıkarıp kafese koyduktan sonra elinde bıçakla kırmızı göz ile bize gülümsemesi çok heyecanlandırmıştı beni. Çünkü orada aklıma gelen Soykırım Rotasında Chara'nın dedikleri oldu. "Hadi bu dünyayı silelim ve diğerine geçelim."
Oyunun sonu ile baya heyecanlanmıştım. Bekledim bayadır Chapter 2'yi. Ve geçen hafta çıktı. Çıktıktan 3 gün sonra oyunu oynama şansı buldum. Her ne kadar her şeyi incelemeye çalışsam bile çoğu şeyi gözden kaçırarak bitirdim oyunu. Ki bitirdiğimde oyunu hikayesi hakkında aşırı şeyler öğrenmiştim. Gerçekten etkilenmiştim. Artık Undertale'ın yan evreni olarak değil, direkt yeni bir oyun olarak görüyorum. Çok önemli detaylar verildi, sonu Chapter 1'den daha etkileyiciydi ve Toby'nin Undertale'da yaptığı gibi oyunculara fena göndermeler yapılmıştı.Bitirdiğim gibi hep yaptığım şeyi yaptım. İnternete girip oyun hakkında ki her detayı öğrenmek xd. Araştırmam ile çok önemli bir şey öğrendim. "Seçimlerin önemsiz olduğu" oyunda, Soykırım yapabildiğimizi. Ki bunu yaptım öğrendiğim gibi. Normal bir Soykırım gibi değildi ve öyle düşündüğüm gibi yapılmıyordu. Bu yazıda nasıl yapıldığını ve neler olduğunu söylemeyeceğim. Çünkü gerçekten aşırı ürperticiydi. Herkesin bunu kendisinin deneyimlemesini isterim. Undertale'da ki Soykırımdan bile daha ürperticiydi. Eğer oyunu bitirip bu sonu yapmayı isteyen kişiler varsa belki nasıl yapıldığını anlatan bir konu açarım.
Diğer bir faktör ise karakterler. Chapter 2'de (olası spoiler, belki) "Queen" adında biri ile tanışıyoruz. Bana soracak olursanız oyun dünyasında ki en iyi karakter olabilir. Karakterin kelime tanımı olsa kesinlikle "Shitpost" olurdu. Adeta yürüyen bir Shitpost'tu. Normal rotada kahkaha atarak oynadım oyunu. Ki öyle kolay kolay gülmem ben oyunlara. Chapter 1'de zaten olan 2 karakteri daha iyi tanıma şansımız oluyor. Ki geçmişleri de bana kalırsa çok güzeldi. Bir de oyunun bi' yarısında bir karakter ile tanışıyoruz. Oyunun en müthiş karakteri olabilir. Hatta direkt en müthişi. Bu karakter hakkında hiçbir detaya girmeyeceğim çünkü yani anlatılmaz yaşanır bir karakter xd. Toby yine yapmış yapacağını kısaca.
Başka bir faktör ise oyunların olmazsa olmazı müzikleri. Yani burada ne kadar yorum yapılabilir bilmiyorum. Çünkü Toby gerçekten çok güzel müzikler yapıyor. Kısaca oyunu müzikleri harika. Çok fena Hype alıyorsunuz dinlerken.
Deltarune daha tam çıkmamış olan bir oyun olmasına rağmen (7+3 Chapter olarak çıkacak), şimdiden bile ben dahil olmak üzere çoğu kişinin favori oyunları listesine girdi. Özellikle sonra ki Chapter'larda yaptığımız şeylerin devamı nasıl getirecek Toby hiç bilmiyorum. Ama söz konusu Toby ise yapacağından hiç şüphem yok. Şu Gaster gerçekte kim gösterilsin de başka bir şey istemem Toby'den xd.
Küçük bir ekleme: Oyunun bazı şarkılarına Lena Raine'de yardım etmiş. Lena Raine'in kim olduğunu bilmiyorsanız, kendisi Celeste'in OST'ini yapan sanatçıdır. Şarkı ekibi fena yani. Bunu eklemeden yatamazdım xd.