Kahraman Baykuş - Kanatlanan Kültür

Genel En Son Oynadığınız Oyun Hangisi? Nasıl Buldunuz?

Homelander

Kahraman Baykuş
Üstat Kullanıcı
Konu başlıktaki gibi arkadaşlar. Film ve dizi için böyle bir başlık vardı, oyunlar için de olsun dedim :D
20699.gif
 
Marvel's Spider-Man. İyi ki PS4 almışım dedirtti bana. PS5 çıktıktan sonra kararsız kalmıştım alma konusunda ama çok keyifli vakit geçiriyorum, şu son filmlerinden kat kat daha iyi bir hikayesi var. Kendini Spider-Man gibi hissettirme konusunda da oldukça başarılı bir oynanışa sahip.
 
Ultimate Spider-Man
Playstation'um olmadığı ve canım çok feci Spider-Man oyunu oynamak istediğinden bir bakayım dedim :D Genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Ancak oyun çok tekrara düşüyor. Dövüş sistemi ve ağ atarak şehirde gezme başta çok eğlenceli geliyor. Ancak oyunun sonuna kadar bu hep aynı kaldığından bir kaç saat sonra büyüsü gidiyor. Görevler de şu şekilde ilerliyor; Birini kovala, boss savaşı yap, diğer karaktere geç. Oyun tamamen bu şekilde ilerliyor. Boss savaşları meh. Eğlenceli olduklarını söyleyemem ancak yeterli seviyedeler. Hikaye de eh, çok bir numarası yok. Nitekim, ben oynarken az çok eğlendim, tavsiye ederim.

72-73-75/100
 
Star wars: fallen order

Daha bitirmedim. Şimdilik ortalama diyeyim. “İyi” diyebileceğim bişey yok.

en son bitirdiğim oyun neydi hatırlamıyorum. Bayadır oyun bitirmedim diye değil 1 veya 1,5 yıldır yeni bişey oynamamış olabilirim. Eskiden bitirdiğim oyunlara girip oynadığım oldu.
Son bitirdiğim oyun Ghost of tsushima olabilir o iyiydi baya.
 
Öncelikle 2020 ve 2021 yılında oynadığım oyunlardan bazılarına değineyim.

Bioshock 1 ve Bioshock 2

Açıkçası Art-Deco prodüksiyon dizaynı ve de atmosfer hariç bu oyunla ilgili iyi bir şey bulamıyorum. 1998 yılında Half-Life, 2004 yılında Half-Life 2 gibi harika story driven fps oyunları yapılabilmişken Bioshock'un 2007 yılında nasıl bu denli beğenildiğini anlamadım ? Atmosfer ok, kağıt üstünde hikaye hoş. Atlantis - Art-Deco Mimarisi - Distopya Edebiyatı buluşursa hoş olabilir evet ancak gameplay anlamında o kadar fakir ki. Hikaye o kadar "Hmm banane şimdi bundan" dedirten bir şey ki. İlk oyunu bitirebildim ancak 2. oyunu bitiremedim bile. "Bioschock Infinite çok iyi bak yeminle" tarzı yorumlar görsem de büyük umutlarla aldığım bu seriden fena soğudum.

1. oyun için 64/100
2. oyun için 55/100



Witcher 1 ve Witcher 2

Aslında Witcher 1 maceram 2018-2019 falan, korsan oynamıştım. Remastered halini. Dünyasını, atmosferini, yan görevleri, ana görevleri, npc'ler ile yapabileceklerini epey beğenmiştim 2008 yılı oyunu olduğuınu düşününce. Ancak Witcher 1 bir bug yuvası idi. Quest sistemi rezalet idi. Hikayede henüz ulaşmaman gereken bölgelere gidip henüz yapmaman gereken görevleri yapabiliyordun ya da bazen oyun için animasyon ile sana getirilen bir quest entry anını bug yüzünden kaçırıp 1 quest eksik bir şekilde hala oyunda gidebiliyordun. Ta ki bir yerde oyun ilerlemeni tamamen durdurana kadar. Burada da yapman gereken o bug anından önceki save dosyasına gitmen. Bu şekilde oyunda 2 kere (ilkinde yaklaşık toplam oyun zamanımın %20 sini tekrar oynamam gerekmişti, ikinci denememde tekrar olduğunda ise yaklaşık %40'ı falan idi) bu bug'a düşüp tekrar bilmem kaç ark/quest geriye düşünce soğudum ve sildim. Kombatı çok eleştiriliyordu ancak bence Gruplaşmış düşmanlar için ayrı , tekil düşmanlar için ayrı bir dövüş kombonun oluşu çok güzeldi. Hatta tekil düşmanlara karşı 2 tip atak setin vardı bunlardan birisi ağır ataklar, daha çok hasar vuruyordun ancak yavaştın. Diğerleri ise hızlı ataklar falan. Bence kombat hoştu. Ancak quest ve level dizaynı konusunda öyle bir sıçıp batırmışlar ki oyun benim açımdan oynanamaz bir halde idi. Yani oyun UX fakiri idi. Onun haricinde o yılda çıkan bir oyun olarak baktığımda ben tatmin olmuştum.

Sonra beni çok tatmin edeceği resmen bana "söz verilen" Witcher 2'yi oynadım ve kendi kendime yani millet nasıl bir yokluğa düştü ki bu oyunu bu kadar beğendi. Kombat'ı çok ağır, komboların sürdürülebilirliği çok zor. Düşmanının atak pattern'i ne olursu olsun farketmeksizin tek yapman gerekenin "roll over and stab" olması tiksinç idi. Ayrıca birden fazla düşman karşısında seni koruyacak bir silah ya da kombon yoktu. Büyülü güçlerini kullanma şeklinde 1. oyundakinden bile daha clunky idi.

Üstüne üstlük sizin level tasarımınıza sıçayım. 1. Witcher da her yer düz ayak idi. Eğer normalde gitmemeniz ya da gidememeniz bir yere gelirseniz ya gidemiyordunuz ya da bir sinematik giriyordu ya da bir npc'yi kullanıyorduk falan. Burada ise düz ayak değil. Merdivenler var, tırmanabileceğin ya da kısa mesafeli üzerinden atlayabileceğin kaya formasyonları falan var. Peki bunları nasıl mı kullanıyorsun. Karakterini o merdivenin ya da kayanın tam da spesifik bir yerine getirirsen ekranında bir "atla/tırman" vs gibi bir buton çıkıyor ve ona basıyorsun ancak bunun çıkması için söz konusu objenin dibine girmen ve saniyelik de olsa beklemen gerekiyor bu da tüm akışı öldürüyor. Yani Batman ve Uncharted Serisinin çıktığı yıllarda çıkmış bir oyunun serbest koşu sırasında tırmanma ve atlama yapamaması saçmalık ya. Yapamıyorsun bari oyunu 1. oyun gibi düz ayak yap. Etrafta gezmekten tiksinmiştim. Oyunun daha çok başında yenmenizin neredeyse imkansız olduğu sub bosslar ile yüzleşiyorsunuz. Grafikler falan desen çok saçma. Geralt'ın yüzündeki ışık ve cilt ile bedeni uyuşmuyor falan. NBA Live 2003 sanki bana anasını satayım. Cyberface surat mekaniği ile boktan bedenin üzerine aşırı gerçekçi yüzler falan.

UX desen gene rezalet. Görev almam gereken kadını bulmam 1 saatimi aldı falan. Kadın gene meğerse spesifik bir merdivenin üst katındaymış ve benim oraya varıp "yukarı kata geç" butonunu aktive etmem gerekiyormuş falan. Yani 1996 yılının hareket çaresizliğini 2010 çıkışlı bir oyunda yaşamak da bilemedim. Infamous serisinin ilk oyunu 2009 çıkışlı ya .. Ayıptır :D

Nitekim, Witcher 1 de ilerlediğim kadar bile ilerleyemedim. Witcher 2'nin hikayesi güzelmiş de ,gameplay'e çok takmamalıymışım. Kardeşim bunlar orijinalinde fantastik roman değil mi zaten.Hikaye güzelse açar okurum. Ben oyun oynamak istiyorum.

Nitekim Witcher 3 yüklü ve herkes "Tamam 1 ve 2. oyunların kendi sorunları var ancak 3. oyun tam bir başyapıt" deyip duruyor ve ben 3. oyunda da fiyaskoya uğramak istemediğimden hala oynamadım. Ancak ilk 2 oyundan yola çıkarak şunu diyebilirim. BU adamlara 3. oyunu yaptıracak kadar parayı ve özgüveni bu iki oyun nasıl kazandırdı yarabbim ?

1. oyun için 66/100
2. oyun için 58/100


Batman: Arkham Knight

2015 çıkışlı bir oyun için hala görselleri harika, gameplay çok tatlı ve de prodüksiyonu falan inanılmaz. 2020'li yıllarda oynamama rağmen hiç gözüme batmadı. Ancak tüm Batman: Arkham mirasının içine edip de giden bir oyun. Plot zırva, boss fightlar zırva, yan görevler ve collectable olayı zırva. Gameplay epey iyi ancak bu slow motion kombo sırasında zoom in ve zoom out yapmaları çok rezalet çünkü bazen Batman kamerayı kaplıyor ya da pelerin denk geliyor ne yaptığını kendin bile göremiyorsun. Nasıl böyle bariz bir hata yapıldı bilmiyorum. Yani hayal kırıklığı idi. Batmobil fetişine ise hiç girmek istemiyorum. Biz Batmobil olan bir oyun istedik Batmobil'in oyunu olsun demedik ki. Oyunun adını Batmobile: Arkham Streets yapsalarmış keşke.

63/100



GTA 4:

GTA başlığına yazmıştım ama burada konuşmamışım o yüzden buraya da not düşeyim dedim.

Yani O 2006-2011 arası sinemadaki "karanlık hikaye + anti-hero malı götürür" akımına kapılık "Ciddi GTA yapalım" gibi son derece gerizekalı bir fikir ile çıkagelinmiş bir oyun. GTA ciddi olsun diye oynanan bir oyun değil. Bir göçmenin amerikan rüyasını ve de intikamını kovalarken dramatik yükselişi ve ardından dramatik çöküşü. Eeee ? Ben ne yapayım bunu GTA oyunun da ya.

İstediğin kadar güçlü hikayem var de, istediğim kadar darker GTA premise'i yap. kardeşim o kadar boş ve gerzekçe görevler var ki ve o kadar fazla filler görev var ki. Plot'u ittiren 2 ana görev arasına o kadar fazla boş şey sokuyorsun ki ben karakteri, hikayeyi umursamaz oluyorum.


Karakter desen o kadar fazla motivasyon verilmiş ki, bir yerden sonra verilen görevler için motivasyon fakiri bir karakter ile oynuyorsunuz çünkü ne düşündüğünü bilmiyorsunuz kararları doğal gelmiyor. Çünkü "Çevresi Kötü olan Mükemmel Çocuk" denilebilecek birine dönüşüyor anti-hero diye başladığımız karakter.

Motivasyon 1 = Savaş döneminde uğradıkları ihanetin öcünü almak
Motivasyon 2 = Amerikan Rüyasını gerçekleştirip suç dünyasında basamakları tırmanarak daha da çok para kazanmak
Motivasyon 3 = Kendisine bakan, annelik yapan kuzeni Roman'ın annesinin emaneti olan kuzenine sahip çıkmak.

1. motivasyon diğer ikisine bir fayda etmiyor.Sadece 2. motivasyonu için gerekli olan sürekli daha nüfuslu insanlarla tanışması konusunda bir itiş sağlıyor.
2. motivasyon ile gelen zenginlik 3. motivasyona iyi hizmet ediyor gibi düşünsek de Kuzeni Roman'ın bu yüzden 2 kere ölümden döndüğü düşünülürse pek de etmiyor. 2. Motivasyon 1.'ye yardım ediyor çünkü aradığın adamları bulma şansın daha nüfuslu kişileri tanıdıkça artıyor. Ancak bu kadar. Kazandığı bunca paranın 1. motivasyona bir katkısı yok. Hatta para kazanmasının bu oyunda hiç bir anlamı yok çünkü bir bok yapamıyorsun bu parayla.

3. motivasyon ise diğer 2 motivasyonu ile de çelişiyor. Yani madem olayın suç dünyasına karışaraktan intikamının hedefindekini bulmak o zaman neden Roman'ın yanına gidiyorsun ? Neden onu buna dahil ediyorsun ?


Ve en kötüsü de Niko'nun neden bu 3 ana motivasyona sahip olduğu hiç bir zaman net bir biçimde aktarılmıyor.

1.si için Savaş Travması desen. Oyun içinde Niko savaş travması olan biri gibi davrandığı çok çok az yer var. Aksine oyunda gördüğümüz en zeki, en gözlemci, en doğru tespitlerle gelen, en nazik neredeyse mükemmele yakın birisi (zaten sorunlardan biri de bu).
2.si için Hadi kısaca "Açgözlülük" desek çok genelleştirerek. O zaman niye intikam ?
3.sü için Hadi gönül borcu desen o zaman 1. ve 2. ile işi ne ?

Saaaaçmaaaaa !

Bu saçma olduğu yetmezmiş gibi Niko ve ana hikayeye dair görevlerin arasına o kadar fazla filler giriyor ki bir süre sonra Niko kim ? Liberty City de neyin nesi ? Ne Roman'ı ? falan oluyorsun. Karakterleri gram önemsemiyorum.

GTA SA'da yan karakterin yanının bile bir etkisi vardı. GTA VC'de Lance'in zaman içinde giderek değişimi içimizi burkuyordu. Burada ise kim Niko için ne kadar önemli ? Ya da önemli mi ? Hatta biz oyuncu olarak Niko'yu umursamalı mıyız ? Nobody knows.



Kombat ve fizik konusunda serinin en iyisi. Çok keyifli idi ancak çok uzun ve umursamamı gerektirmeyecek kadar silik bir hikaye-karakter örgüsü var. Haa bu arada ne kadar mı uzun ? Ben, internetten izlediğim walktrough videolarına oyunun %70'ini tamamladıktan sonra oyunu bırakmışım. Bırakana kadar 86 saat oynamışım.

Peki diğer GTA oyunlarını ne kadar sürede bitirmişm ?


GTA 3 ve GTA Vice City = 26şar saat oynamış ve bitirmişim.

GTA SA= ( sadece 2-3 yan görev eksiği ile) 44.5 saat oynamış ve bitirmişim.

Ki San Andreas çok çok çok daha büyük bir haritaya ve de oyunda yapabileceğin çok fazla şey barındırmasına rağmen bunu 44.5 saat sürmüş. Uçak görevleri ve sürücü kursları ile o kadar uğraşmasam belki de 36 saat sürerdi.

GTA 4 için çok fazla görev tekrarı yapmamama rağmen 86 saat olmuş hala %70-75'ini bitirmişim. E yuh !

59/100


Metro 2033:

Çok bir şey hatırlamıyorum ancak keyif alarak oynadım. Atmosferi de etkileyici idi. Karakterler ile de bağ kurabiliyordum. Gameplay'i zekice idi, resource management olayı adil idi (bioschock'ın aksine) Redux halini (remastered) indirdim daha oynayamadım. Metro serisinin hepsini oynamak isteyecek kadar ilgi yaratmayı başardı.

74/100


Spellbreak:

Premise olarak harika, animemsi animasyon anlayışı da çok hoş. Lore da eh, fena değil. Ancak yapmak istediklerini yapamıyorsun. Trailer'ları izleyince klas sistemini okuyunca Avatar evreninde Battle Royale gibi gelse de iş gerçeğe dökülünce yani "execution" noktasında premise'i ile buluşamıyor. Combat zorluğundan ziyade yetenek setlerinin pratikliği belki dizayn olarak hatalı ya da clunky. Bence o yüzden hala oyuncu havuzu olarak fakir olmasının sebebi bu. Yoksa estetik ve de premise olarak daha iyi bir battle royale düşünemiyorum.

70/100



Serious Sam Serisi

Bununla ilgili uzun uzadıya incelemeye gerek yok. Çok sevdiğim bir seridir ve çok tüketicisine konuşan bir iştir. Şahsına münhasırdır yani. repetitive olma hariç ciddi bir sorunu yok bence. Eğlencelidir.
Yıllar önce oynamıştım. Geçen yıl remasteredları oynadım.

Puanlamıyorum çünkü dediğim gibi kendi hayran kitlesine hitap eden bişi.






Devamını sonra getireceğim...
 
Son düzenleme:
GoW Üçlemesi
Üç oyundan da aynı anda bahsedeceğim çünkü aralarında çok bir fark yok. Son günlerde bir hack'n'slash açlığı belirdi bende :D Ben de ne oynasam diye düşünürken aklıma GoW oynamak geldi. Tabii ki oyunları oynamıştım ancak hiçbirini bitirmemiştim. Ben de ikinci bir şans vereyim dedim :D Ve şimdi bakınca neden bitirmediğimi anlayabiliyorum. Öncelikle kombat; bir hack'n'slash oyununun en temel, en önemli parçası. Eğer kombat iyi değilse o hack'n'slash oyununu oynamak için hiçbir sebep kalmaz (bazı istisnalar mevcut). Hele hele GoW gibi senaryosu çok kısır olan oyunlarda. Peki GoW oyunlarının kombatı iyi mi? Yani kötü değil, ancak ne yalan söyleyeyim bir DMC veya PoP değiller. GoW'un savaş sistemi size ilk bir kaç saat "Oha lan, çok iyi." dedirtebilir ancak sonrasında sıkılacaksınız. Çünkü oyun tamamen tuşlara abanmaktan ibaret. Ve dediğim gibi, oyunun ilk saatlerinde eğlenceli gelebiliyor, havalı hareketlerle düşmanları indirebiliyorsunuz. Ancak rastgele tuşlara abanmak bir yere kadar eğlenceli, bir süre sonra çok çabuk sıkılıyorsunuz. Bir zorluk yok ve kombolar da hep aynı olduğundan dolayı oyunu bırakabiliyorsunuz. Bu tarz oyunlarda komboyu çıkartabilmek için bir zorluk olmalı ki oyuncu o komboyu yapıp düşmanı kestiğinde ona tatmin olma hissini verebilsin. Bu şekilde olunca çok anlamsız oluyor. O yüzden ben oyunun ilk bir kaç saatinde eğlenirken, sonraki saatlerinde de bir o kadar sıkıldım. Boss savaşları, görsellik, bulmacalar, level design'ı kötü olmasa da sadece "ortalama" diyebilirim, rakiplerine ciddi bir fark atamıyor. Yine de bir şans verin, ilk bir kaç saat tuşlara abanmak iyi gelecektir.

GoW 1 - 60-62/100
GoW 2 - 65-67/100
GoW 3 - 68/100
 
BossyWhimsicalBengaltiger-max-1mb.gif


Monster Sanctuary:

Pokemon benzeri bir jrpg. Daha bitirmedim ancak şu aralar içinden çıkamıyorum o kadar sardı yani. 600 MB'lık oyun ve son 1.5 haftada 38 saat oynamışım yani ve öyle sona yaklaştığıma dair bir his de yok. Helal yani yapımcılarına.

Sıra tabanlı aksiyon, puzzle platform, pixel art ve de indie oyun seviyorsanız kesin deneyin derim.
 
Coffee Talk:

1e9318d8e38a098901dbcb60801375dad6ed7351.gifv


Rastlantısal olarak denk geldiğim çok tatlı bir indie oyun. Gece yarısı sadece barların açık olduğu bir saatte normlara tamamen aykırı bir şekilde kafe dükkanı açan bir işletmeci/barristayı oynuyorsunuz. Maalesef çoktan seçmeli olarak kendi kararlarınızı verdiğiniz bir oyun değil. Daha çok "tanık" oluyorsunuz. Ancak verdiğiniz içeceklerle biraz da olsa bazı acheivementları alabiliyor, değiştirebiliyor ve böylece 3 farklı sondan birini görebiliyorsunuz. Bu sebeptendir ki aynı anda 3 farklı save dosyası yürütebiliyorsunuz isterseniz.

Mekanın adı oyuna ismini veren "Coffee Talk" . Pub işletmeciliği yapmış benim gibi biri için oyun daha da tatlı bir hal alıyor :D Bu arada alternatif bir zamanda fantastik ırkların hatta uzaylıların aramızda olduğu bir 2020 yılında geçiyor. Kafe ise Seattle şehrinde. O yüzden yağmurlu dış ortam atmosfer için çok iyi.

Müzikler, pixel art ve dialoglarda gayet güzel hatta epey iyi. Maalesef oyunun dialoglarını ve de genel hikayeyi yaratan , bu oyun fikriyle gelen kişi maalesef geçtiğimiz günlerde 32 yaşında hayatını kaybetmiş. O andan itibaren oyun aynı zamanda geliştiricinin ailesine bağış toplama aracına da dönmüş durumda biraz. Henüz bitirmedim, ara sıra biraz girip güzel müzik eşliğinde hikaye okuyorum ve kahve yapıyorum. Oyunun en meydan okuma hissi hissettiren yanı ise "latte art" kısmı yani süt kremasıyla kahvelerin üstüne desen ve resim yapma kısmı :D
 
My Friend Pedro:
ss_01fe6816d123066ec76f5bd8063598caa9863e94.1920x1080.jpg


Vasat oynanış, vasat level designları, havalı boss savaşları ve vasat bir hikaye. Aslında oyun çok güzel başlıyor, mekaniklerle her şeyi yapabileceğinizi düşünüyorsunuz. Ama oyun ilerledikçe aslında ne kadar sığ ve kendini tekrar ettiğini görüyorsunuz. Ama level designi sıklıkla değiştiği için bu sizi oyunda tutuyor. Ayrıca her bölümde yeni bir silah kazanıyorsunuz. Kötü bir oyun değil, ama süper iyi veya özel bir yanı da yok. Çerezlik bir oyun. John Wick veya Matrix falan seviyorsanız oynayabilirsiniz.
66/100
 
değer olduğunu düşünüyorum.
Valla ben çok severek oynadım. Late game biraz hayal kırıklığı oldu onu söyleyeyim hem hikaye hem oynanış açısından . Ancak totalde , gene de çok iyi bir oyun. 400-500 küsür MB'lik bir oyun 17 TL ye aldım ve oyunu bitirmediğim halde şimdiden 97 saat olmuş. Ki oyunun replay değeri epey yüksek çünkü bu sefer farklı bir spectral koruyucu seçip tamamıyla farklı bir build ile gitmek isteyebilirsin vs vs. Yani ben Vallheim'ı da bu yüzden çok sevmiştim (600+ saat oldu onda da ), o da sadece 1 GB lık bir oyundu ancak yüzlerce saat içinde kaybolabileceğin çok güzel bir oyundu ve indirimde 24 TL ye bulabiliyorsun.

Böyle f/p indie oyunlar gerçekten artık top level triple A oyun için 400 ila 800 TL istendiği dönemde ilaç gibi geliyorlar.
 
giphy.gif

SUNDERED

Bir indie oyun ve de metroidvania türü severi olarak indirimde alıp bir köşeye koymuştum. Geçenlerde mahzenden çıkarıp şu cevheri bir işleyeyim dedim. Ancak meğerse cevher falan yok olsa olsa iyi cilalanmış kömürmüş meğerse. Biz de parıltısına kandık.

Roguelite ile Metroidvania bir araya getirmesi riskli bir şey. Metroidvania gibi collectables dediğimiz toplanabilir şeyler var, lore tabletleri var ancak roguelite (roguelike hatta neredeyse) gibi de her levelin başından başlıyorsun ölürsen. Ancak işin sorunu Dead Cells gibi son zamanların en popüler roguelikeleraından birindeki gibi leveller tek seviye üzerine inşa olmamış. Burada hem daha büyük hem de bir sürü kapalı alanlara girip, kutucuklar açıp, iç mekan dış mekan dolanıyorsun falan.

Bir de hiç sevmediğim düşman sürüsünü üzerine apansızca salma mantığı var. Eline de pasif bir kalkan ve bir kılıç vermişler. Bir tane özel skill var o da vuruyor mu vurmuyor mu belirsiz. Düşman sana vurduğunda hasar alan kalkan barın mı can barın mı bunları ayırt edecek olan animasyon cue'ları çok kötü.

Dizayn olarak her şey olmaya çalışmış ancak mekanikte " Bosslar arası rangom üzerine düşman salmak ve sana 1 button smash festivali yaşatmak" kafasında bir oyun.

Sevmeyi çok istemiştim halbu ki. Tam da ihtiyacım olan karanlık, güzel görünen metroidvaniam idin sen benim. Ancak sen roguelite reset kafasında, metroidvania mekan tasarımında fakat hit'em up oynanışında bir şeysin.

İlk bölgeyi bitirip boss devirip yeni bir bölgeye geçsem belki biraz açılır, saçılırım diye düşündüm. Sonra araştırdım ki bu üzerine rastgele düşman atma olayı bitmiyor aksine büyüyormuş. Ben de aman dedim boşver.

60-62/100
 
  • Beğen
Tepkiler: Eru
Bloodborne oynuyorum şu aralar. Kendisi soulslike türünde oynadığım ilk oyun oldu ve çok sevdim. Atmosferi, savaş sistemi falan şahaneymiş. İlk iki bossu kestim ve Eski Yharnam bölgesine geldim, girişte konuşan adamın geri dön uyarısına hak verdim cidden zorlayıcı bir yere benziyor.
 
Witcher 1 ve Witcher 2

Aslında Witcher 1 maceram 2018-2019 falan, korsan oynamıştım. Remastered halini. Dünyasını, atmosferini, yan görevleri, ana görevleri, npc'ler ile yapabileceklerini epey beğenmiştim 2008 yılı oyunu olduğuınu düşününce. Ancak Witcher 1 bir bug yuvası idi. Quest sistemi rezalet idi. Hikayede henüz ulaşmaman gereken bölgelere gidip henüz yapmaman gereken görevleri yapabiliyordun ya da bazen oyun için animasyon ile sana getirilen bir quest entry anını bug yüzünden kaçırıp 1 quest eksik bir şekilde hala oyunda gidebiliyordun. Ta ki bir yerde oyun ilerlemeni tamamen durdurana kadar. Burada da yapman gereken o bug anından önceki save dosyasına gitmen. Bu şekilde oyunda 2 kere (ilkinde yaklaşık toplam oyun zamanımın %20 sini tekrar oynamam gerekmişti, ikinci denememde tekrar olduğunda ise yaklaşık %40'ı falan idi) bu bug'a düşüp tekrar bilmem kaç ark/quest geriye düşünce soğudum ve sildim. Kombatı çok eleştiriliyordu ancak bence Gruplaşmış düşmanlar için ayrı , tekil düşmanlar için ayrı bir dövüş kombonun oluşu çok güzeldi. Hatta tekil düşmanlara karşı 2 tip atak setin vardı bunlardan birisi ağır ataklar, daha çok hasar vuruyordun ancak yavaştın. Diğerleri ise hızlı ataklar falan. Bence kombat hoştu. Ancak quest ve level dizaynı konusunda öyle bir sıçıp batırmışlar ki oyun benim açımdan oynanamaz bir halde idi. Yani oyun UX fakiri idi. Onun haricinde o yılda çıkan bir oyun olarak baktığımda ben tatmin olmuştum.

Sonra beni çok tatmin edeceği resmen bana "söz verilen" Witcher 2'yi oynadım ve kendi kendime yani millet nasıl bir yokluğa düştü ki bu oyunu bu kadar beğendi. Kombat'ı çok ağır, komboların sürdürülebilirliği çok zor. Düşmanının atak pattern'i ne olursu olsun farketmeksizin tek yapman gerekenin "roll over and stab" olması tiksinç idi. Ayrıca birden fazla düşman karşısında seni koruyacak bir silah ya da kombon yoktu. Büyülü güçlerini kullanma şeklinde 1. oyundakinden bile daha clunky idi.

Üstüne üstlük sizin level tasarımınıza sıçayım. 1. Witcher da her yer düz ayak idi. Eğer normalde gitmemeniz ya da gidememeniz bir yere gelirseniz ya gidemiyordunuz ya da bir sinematik giriyordu ya da bir npc'yi kullanıyorduk falan. Burada ise düz ayak değil. Merdivenler var, tırmanabileceğin ya da kısa mesafeli üzerinden atlayabileceğin kaya formasyonları falan var. Peki bunları nasıl mı kullanıyorsun. Karakterini o merdivenin ya da kayanın tam da spesifik bir yerine getirirsen ekranında bir "atla/tırman" vs gibi bir buton çıkıyor ve ona basıyorsun ancak bunun çıkması için söz konusu objenin dibine girmen ve saniyelik de olsa beklemen gerekiyor bu da tüm akışı öldürüyor. Yani Batman ve Uncharted Serisinin çıktığı yıllarda çıkmış bir oyunun serbest koşu sırasında tırmanma ve atlama yapamaması saçmalık ya. Yapamıyorsun bari oyunu 1. oyun gibi düz ayak yap. Etrafta gezmekten tiksinmiştim. Oyunun daha çok başında yenmenizin neredeyse imkansız olduğu sub bosslar ile yüzleşiyorsunuz. Grafikler falan desen çok saçma. Geralt'ın yüzündeki ışık ve cilt ile bedeni uyuşmuyor falan. NBA Live 2003 sanki bana anasını satayım. Cyberface surat mekaniği ile boktan bedenin üzerine aşırı gerçekçi yüzler falan.

UX desen gene rezalet. Görev almam gereken kadını bulmam 1 saatimi aldı falan. Kadın gene meğerse spesifik bir merdivenin üst katındaymış ve benim oraya varıp "yukarı kata geç" butonunu aktive etmem gerekiyormuş falan. Yani 1996 yılının hareket çaresizliğini 2010 çıkışlı bir oyunda yaşamak da bilemedim. Infamous serisinin ilk oyunu 2009 çıkışlı ya .. Ayıptır

Nitekim, Witcher 1 de ilerlediğim kadar bile ilerleyemedim. Witcher 2'nin hikayesi güzelmiş de ,gameplay'e çok takmamalıymışım. Kardeşim bunlar orijinalinde fantastik roman değil mi zaten.Hikaye güzelse açar okurum. Ben oyun oynamak istiyorum.

Nitekim Witcher 3 yüklü ve herkes "Tamam 1 ve 2. oyunların kendi sorunları var ancak 3. oyun tam bir başyapıt" deyip duruyor ve ben 3. oyunda da fiyaskoya uğramak istemediğimden hala oynamadım. Ancak ilk 2 oyundan yola çıkarak şunu diyebilirim. BU adamlara 3. oyunu yaptıracak kadar parayı ve özgüveni bu iki oyun nasıl kazandırdı yarabbim ?

1. oyun için 68/100
2. oyun için 56/100
Witcher 3 ün ana hikayesini bitirdim geriye sadece DLC görevleri falan kaldı. O yüzden sanırım hakkında konuşabilirim. İlk 2 oyuna dair yorumumu da şu alıntıyla yukarıya alayım dedim.

Öncelikle karışık duygular içerisindeyim. Oyunun sonlarındaki olaylar ve atmosfer beni çok etkiledi ancak bir yandan da çok yarım yamalak geldi.

Spoiler'a alayım gerisini;


Yani Wild Hunt'a karşı ilk savaşımızda çok epik bir hava yaratıldı kıtayı boydan boya gezip destek istedik dostlarımızdan Dick-stra hariç alayı geliriz dedi falan. Kaer Mohren'e döndüğümüzde herkes bir şeyin hazırlığını yapıyordu, herkes kendi uzmanlığını konuşturuyordu tüm o hazırlık havası çok epikti. Eskel'in Carathnir ile olan dövüşü sonra Ciri'nin yardıma gelmesi, Triss ve Jen'in çabaları ve büyü gücü. Zoltan ve Roche'un tuzakları vs Lambert ile omuz omuza Wild Hunt ile olan savaşımız. Sonra malum Vesemir reisin kahramanlığı sonra Ciri'nin , ölmüş Gyatso'yu gören Aang gibi avatar moda bağlaması.

Çok epikti ancak Wild Hunt ile 2. karşılaşmamız tam bir hayal kırıklığı idi.

Geralt ve Ciri ile oynadığımızda gördük ki Geralt ve Ciri çok çok güçlüydü artık. Ciri ile askerlere sadece 1 kez, Geralt ile de 1.5 kez vurmamız yetiyordu. Eredin savaşı bile low-diff idi. O kadar Mage topladık ne yaptılar onlar bilemedim ben öte yandan Kaer Mohren'deki savaşta Triss'in Ateş yağmurları bile daha manyakçaydı.

Bence Final savaşı tam bir lackluster ayrıca Geralt ve Yennefer'ın karakterine bakaraktan Avalach'ın White Frost'u bitirmek için Ciri'yi hazırladığını paylaşmaması çok saçma. Zaten tüm oyun boyunca "dünyanın sonu gelecek Ithlinne'in kehanetine göre ve Ciri de bunun anahtarı" diye doldurulduk. Lan White Frost zaten Itlin'in kehanetinde yazan bişi. Avalac'h gelse dese ki "Ya canlar bu Wild Hunt sadece başlangıç bizim Ciri ile bu White Frost'u halletmemiz lazım. Geralt Baba başka dünyalardan geçerken sen de gördün bu nasıl ve ne menem bir melet Ciri bunu yapabilecek tek kişi, sen de biliyordun zaten Ciri'nin kaderinde daha büyük şeyler yapmak olduğunu" dese.. Biz de sonra Ciri'nin de kararının bu olduğunu öğrensek gene Ciri'ye izin verirdik. Yani tüm bu gizliliğine çift taraflılığın sebebi bu mu yani ? O kısım inandırıcı değildi. Yani şu 3 oyundur yaşanılanlardan ve de Ciri'nin kabiliyetlerinden sonra, Avalach ile dünyalar arasında gezince de Geralt'ın ufku daha da açılmıştır."


Nitekim, Avalach ihanet ediyor kısmı çok gereksizdi o kısa süreli gerilim yerine savaşı daha epik yapabilirlerdi. Eredin karşısında Crach'ın ne işi var ? Saçma sapan... Cery's özgürleşsin, etkisi altında kalmasın diye dur şunu da Eredin yesin demişler bildiğin. Hayır benim anlamadığım biz bu adamın mage'lerini, biz bu adamın kumandanını biz bu adamın kendisini bu kadar kolay yenebiliyorduk madem. Lan kaer mohren savaşı niye o kadar tek taraflı gitti ? Lambert tek başına 4 tane düz wild hunt askeri alamıyordu.

Final de rakip birden çok çok güçsüzleşti. Ve Final Savaşı hiç ama hiç epik olmadı. Kaer Mohren savaşı başlamadan önce yaratılan havanın yakınından dahi geçemedi. Ancak Ciri, Yenefer ile yaptığımız dialoglar anlamında finalde güzel karakter gelişimleri vardı.


Ayrıca Radovid'in katliamı ve Redania'nın kaderinin belirlendiği olayın tüm bu meseleler varken yan görev olarak yapılması çok saçma geldi bana çünkü çok çok önemli idi. Bir de Crone'lar kurtulmaları madem bu kadar kolay varlıklardı ne diye bu kadar hüküm sürmüşler ? Ciri sadece kılıç becerileri ile harcadı.


Oyunun bence en büyük sorunu görev tasarımları ve görevlerin dizilimi. Görevleri belli bir şekilde işleme sokmazsanız görev kabul olmuyor bug'a giriyor bu teknik sorunu (1. oyundan beridir var olan bu lanet sorunu) geçtim. Bazı görevlerin sıraları bence çok çok hatalı.

Bir de bu seni 2 seçenekten birine soktuğu bazı kısımlarda çok bariz ve daha orta yol bulabilecek 3. bir seçenek hatta bazen 4. bir seçenek oluyor ancak maalesef sen oyunun dayattığı bazen karakterine aykırı bir şeyi yapman isteniyor. O yüzden oyunun "Rol yapma" kısmı biraz yok oluyor zamanla. Çünkü asla istediğin Geralt olamıyorsun.

Görev yapılandırmasındaki berbat sıkıntıları geçersek bence bir diğer sorun oyundaki ritim. White Orchard da oyuna başlayınca oyun çok yavaş başladı başta aşırı güçsüzdük sanki hala efsanevi bir witcher değilmişiz gibi.
Sonra Velen'e geldiğinde biraz daha dengeledin ve tüm o Baron->Crone'lar görevi çok çok iyiydi. Velendeki yan görevlerde çok güzeldi. Velendeki o vahşilik ve bilinmezlik güzel verilmişti. Sonra Novigrad'a geçince Tiyatro işine mi girmedik, soytarılık mı yapmadık at mı koşturmadık, yumruk mu sallamadık, kostümlü partilere mi gitmedik. Yani Witcher'mıyın ikon muyum belli değil. Novigrad çok sıkıcı gelmişti bana. Şuraya git şunu al gel şeklindeydi görevler.

Sonra Skellige yeni bir soluk oldu orada edindiğimiz dostluklar görevler çok iyiydi ancak Skellige'de yan görevleri bitirirsen Skellige güzel aksi takdir de seni çok çabuk ana göreve çağırıyordu oyun (Velen'e) . Skellige çok kısaydı tek bozuntum o. Skellige'den de sonra bu sefer çok güçlü olduk 22 level bile olsak 35 level görev çantada keklikti halbuki oyunun başında 7 levelken 11-12 level bir şeyi yenmeyi bırak yanından dahi geçemiyordun enteresan bir güç eğrisi yapmışlar.

Sonra malum kişiyi bulunca oyun tekrar güzelleşti ve açıldı. Onu bulmak falan da iyiydi . Kaer Mohren muharabesi de fena değildi fazla kısa kesildi ancak iyiydi. Fakat final arc duygusal açıdan iyi olsa da aksiyon kısmında bir hayal kırıklığı idi.


Oyunun sorunu bence temposunu ve ağırlığını istikrarlı bir şekilde koruyamaması ... Çok farklılaşıyor bölgeden bölgeye, arktan arka. Bir de buna saçma sapan görev sıralamaları, hatalar, buglar eklenince beni çok planlı ve programlı olmaya itti oyun o hale itince de "açık dünya dünya rol yapma" oyunu değil de "bölüm atlamalı witcher simülasyonu" gibi oldu.


Açık dünyasında en çok sevdiğim şey gittiğin her yerde kılık kıyafetin, müziğin, aksanın, iklimin, renklerin, insanların değişmesi ve yaşayan dünya hissiyatı idi. Kısacası oyunun en başarılı yanı "atmosferi" . Hikayesi de fena değil ancak dediğim gibi görevlerin geliş sıraları bence hikayeyi bayağı katletmiş.


Finale gelince;

Ben Ciri'inin Witcher olduğu ve Yen ile beraber yaşadığımız finali aldım. Gerisi de umrumda değil :D istediğim oldu... Fuck Politics. Elimin altında White Frost'u yenen Elder Blood gücü var istediğim an dünyanın politik gidişatını değiştirebilirim zaten o yüzden Ciri başa geçmiş geçmemiş önemli değil. Önemli olan Yen ve Ciri ve yoldaşlarımızın mutluluğu


Oyuna Notum:

Çok zor duygusal ve atmosferik açıdan çok biricik bir oyun benim için. Ancak mekanik ve de teknik açıdan tam bir baş ağrısı. Bitse de gitsek dedirtti yani.

Baron/Crones Olaylarından önce yani Velen öncesi oyuna yeni ısınıyorduk o yüzden orayla alakalı çok şikayetim ya da beğenilerim yok. Ok yani.

Baron-Crones görevleri ve Velendeki ilk zamanlarımız: 86/100

Buradan Sonra Yennefer' bulana ve onunla tekrar buluşana (Skellige'de yani) kadar geçen kısım : 60/100 (60'ı da Triss'li kısımlar ve de Dkijstra ile olan dialoglarımız sayesinde alıyor)

Yennefer'dan sonra Ciriyi bulana kadar geçen kısım (SKellige iç görevleri dahil): 85/100 (özellikle Yen ile cin'in büyüsünü kaldırdıktan sonraki dağ başındaki anımız bu kısmın en güzel yanıydı).

Ciri bulunduktan sonra Avallac'h işin başına geçene kadar ki kısım: 85/100

Avalac'h operasyonun başına geçtikten sonrasına ben Final Arc diyorum zaten.

Final Arc (son hariç) = 70/100

Son (benim elde ettiğim) = 90/100


DLC İçerikleri: Henüz Tüketmedim. Ancak bu sondan sonra çok bir anlamı da yok gibi...


Giriş kısmı ve DLC kısmını değerlendirmediğimde (değerlendirmeye şimdilik gerek görmüyorum)

Yukarı dediğim 6 önemli süreçteki oyun deneyimime verdiğin puanları ortalayınca 79,3 yapıyor onu yuvarlayalım ve 79-80/100 diyelim. Geniş aralık verecek olursam 77-82 derdim.

Çıktığı yıl oynasam daha yüksek düşünürdüm belki bilmiyorum. Beni duygulandıran ve sonlara doğru başına kitleyen bir oyun oldu ancak öncesinde "hadi oynayayım da hikaye ilerlersin, hikaye ilerlesin de bir an önce bitsin. Sonra Witcher'ı kaldırıp başka oyun yüklerim" şeklinde oynadığım zamanlar da çok oldu. İki farklı ucu da yaşattı bana en güzelini de en kötüsünü de :D

Yine de özleyeceğim bir tecrübe olacak herhalde. Ancak o kadar fazla çoktan seçmeli bir oyun olmasına rağmen tekrar oynama isteği yaratmıyor hiç bende. Bence metin yazarları ve görev tasarımcıları dha iyi bir iş çıkartsa böyle olmazdı sanırım. Yine bu klasiği tüketmiş olmaktan genel olarak "mutlu" olduğumu söyleyebilirim. Özlenecek bir iş.


Edit: Kesinlikle Yennefer'cıyım bu arada. Triss'i de çok seviyorum ve inanılmaz tatlı bir karakter ancak Yen ile yaşadığın şey çok çok daha derin.
 
En son mesajımdan bu yana değişik oyunlar oynadım.

Öncelikle oynamaya başlayıp bıraktıklarımı söyleyeyim;

LoT_1.gif


Legend of Tianding:


Eğer eski tarz Beat'em Up, Action Platform oyunları ve de martial art seviyorsanız benim gibi oyun hoşunuza gidecektir. Peki neden bıraktım. Aslında oyun göze batar biçimde kötü ya da olmamış değildi, temposu biraz ağır idi. Onun haricinde çok da göze batar kötü bir yanı yok. Ancak o sıralarda böyle lineer şekilde, bölüm geçmeli bir "alayını döv" oynayasım gelmemişti. Sonra oynarım diye bıraktım.

Oyun hoş ancak biraz "goofy" bir yanı da var. Onu da bilmek gerek. Bu karakter Taiwan da gerçekte de bir şehir efsanesi. Onların Robin Hood'u gibi düşünün, ona oyun yapmışlar. Bu güzel bişi, bir ara tekrar dönerim belki. Puan verecek kadar oynamadım. 3 level falan oynadım yani. Ama ne kötü derim ne de çok iyi idi derim.


8DoorsArumsAfterlifeAdventure_Motion.gif


8Doors: Arum's Afterlife Adventure:

Koreden gelen bu oyun. Kore mitolojisinden ve de masallarını kendine zaman ve mekan olarak seçmektedir. Ölmüş Babasını görmek için, Ahirete giden bir çocuğun orada kayıp ruh olan babasını bulma macerasıdır.

Bir kaç ara renk hariç (ki onlarda genelde kırmızı) , siyah beyaz olan ve de görsel olarak çok kendine özgü havası olan bu güzel oyun aslında epey güzeldi. Silme sebebim, bir yerden bir yere varmaktaki zorluğu idi. Bir de oyun Hollow Knight (ya da Dark Souls) gibi iyileşme ve kayıt yerlerinin birbirinden uzak olduğu ve de öldüğünde oralardan başladığın bir oyun. İki kere Hollow Knight oynamış. Şu aralar da Blasphemous oynayan biri olarak bu sistem ile sorunum yok. Ancak bu iyileşme ve save yerlerinin arasına bu kadar manasızca yoğun platform zorlukları konulduğunda biraz abes oluyor.

Tüm hislerimi şu arkadaş açıklamış aslında; https://steamcommunity.com/profiles/76561198052709282/recommended/668550/

Kesinlikle bir ara tekrar denerim.


dust-dust-an-elysian-tail.gif


Dust: An Elysian Tale:



Metroidvania ve Indie fanı olarak her yerde bir klasik denen bu parçayı da denemek istedim.
Oyunun animasyonlarını, cutscene sinematiklerini, evrenini NPC'lerini, kombatını, upgrade sistemini ve görsel dünyasını epey sevdim. Ve gerçekten büyük heves ile başladım. Epey de geldim. Ancak, gördüğüm en rezalet map sistemi vardı. Yani görev nerede, ben neredeyim, yönler neresi ? Ya bir yere geldim resmen hiç bir yere gidemiyorum. Yani UX dedikleri şey rezalet idi. Sinir olarak sildim. Bir daha da dönmem. Yukarıdaki iki oyuna da bir daha dönerim buna dönmem. O derece.


87d80961ea748e8bc8b3d9bfb6468498.gif


Dark Souls III:


DKIII'ü bırakmamıştım aslında sadece o sırada online oyun oynuyorduk arkadaşlarla. Ve 3 ay kadar falan ara verdim ve DKIII'ün uzun aralar verilmemei gereken bir oyun olduğunu anladım :D :D Baştan başlamam gerekiyordu. O yüzden de önce başka çıtır çerez oyunları oynayayım sonra DKIII'e geri başlarım dedim. Kötü bulduğum bir yanı yok. Muhakkak dönüp oynayacağım.


_____________________________________

Bitirdiklerime gelirsek @Feindbild ve @Kratos dostlarımın tavsiyeleri ile Dragon Age serisine başladım ve üçlemenin ilk 2 oyunu bitti.


tumblr_ou6y7hMTI41vvbdh6o1_1280.jpg


Dragon Age: Origins:


Benim ilk gerçek RPG deneyimim idi. Çok zengin bir içerik, en epiğinden hikaye. Drama, Trajedi, Entrika, Mizah hepsinden tadında kararlarda vardı. Gameplay açısından senesi itibariyle clunky ve ağır idi. Ancak taktiksel ve de çok yönlü idi de.

Quest sistemi biraz tuhaf gelse de yılı itibariyle gayet de kabul edilebilirdi. Görselliği dönemi için güzel, sinematikler ise epey güzeldi. Tekrar oynama (replay) değeri de farklı başlangıçlar yaptığın ve farklı sonlar olduğu için çok fazla idi.

Oynadığım en iyi oyun demezdim. Ya da bir Hollow Knight için sahip olduğum tutku ve hayranlık bu oyun için yoktu fakat kesinlikle "en biriciklerimden" bir tanesi olmuştu.


82-87/100 falan veririm. Zamanında oynasam ya da en azından 2015 öncesi falan daha da yüksek olurdu kesin.

e06dedb4491d5de8374cea763fb14e95de1addcf_hq.gif


Dragon Age II:



Aynı evrenin içinde olmasına ve de 1. oyundaki hikayenin sonundan hemen sonraki (1. oyunun bitimindne sonraki 6-7 yıllık dönem içinde dağılıyor hikaye) döneme tekabul etse de çok farklı bir oyun geliyor. Kombat farklı, companion mekanikleri farklı, seçimlerimizin kredisi farklı, dialog opsiyonları farklı, karakter farklı, bir kaç istisna hariç companionlar farklı, düşmanlar ve objektifler de farklı.

Ancak bu farklılık yeni bir tat ya da farklı bir bakış getirme adına gelen bir farklılık değil, bayağı oyunun iskeleti benzer olsa da kas doku, organlar eskisini andırsa da , sonuçta azımsanmayacak kadar farklı bir stile sahip bir varlık var.

Oyun tamamen kötü diyemem. Ancak bu ani değişiklik oyunu benim gibi bir öncekinin hemen arkasına oynayan için kötü bir şeydi. Ayrıca, yönettiğimiz ilk karakteri bırakmak da zordu hele de yeni karakterimizin plota olan az etkisi de tadı kaçırıyordu.

Kombat daha hızlı, questler daha kolay ve oyun süresi daha azdı ancak taktiksellik ve de çok yönlülük azalmıştı. Ayrıca görsel olarak hiçte 2-3 yıl daha yeni bir oyun gibi durmuyor aksine daha çirkindi ve de tüm dungeonlar birbirinin kopyası idi. Nitekim görsel uğraşı ya da emekte pek ortalarda yoktu.

Companion'lar çok ileri uçlarda ruh hastaları idi ve de çok da sohbet ortamı yoktu. Karakterin ailesi ise engellemez ya da öngörülemez trajedilerden nasibini alıyordu. Yani "ekip/aile" hissiyatları konsept olarak orada idi ancak yürek olarak yok idi. Hepsini toplasan bir Allistair reis


Nitekim bir "Origins" değil idi. Fakat sonra öğrendim ki bu oyun EA'in Bioware'i almasından sonra geliyor ve ekip 14 ayda yapıyor, bitirilmeye zorlanıyor. Yani o noktada biraz empati + sempati devreye giriyor ve bir nebze sineye çekiyorsun. 3'ü oynayınca 2 daha anlamlı hale gelecek deniyor. Göreceğiz.


Puan: 65-71/100
 
Düm aklıma geldi; bitirdiğim bir oyun daha oldu onu söylemeyi unutmuşum. Aslında oyunu hali hazırda oynarken bahsetmiştim bu konuda ancak bitirdikten sonra bişi yazmamışım. Yazayım bari.


Yani Hollow Knight DLC'ler ve de update eklentileri gelmeden önce 2-3 GB'lık bir oyundu. Ve yüzlerce güzel saatin sebebi olmuştu. Gene sadece 1GB olan Vallheim da yüzlerce saatimin emeği oluvermişti. Böyle küçük oyunların böyle dipsiz ve de uzun güzel saatler geçirtmesi harika bir şey bence.

Ancak DLC öncesi sadece 500 küsür MB olan bu oyunun bana 170+ saat geçirteceğimi düşünmemiştim (DLZ sonrası da 700-800küsür MB :D ).


monster-sanctuary-monster-capture.gif


Monster Sanctuary:

Çok güzel vakit geçirdim. Pokemon'u al içine metroidvania mekanikleri koy canavarları teketek değil 3 v 3 ya da 3 v 1 (boss dövüşleri) kapıştır, inanılmaz tatlı 16 bit pixel art ile döşe ve işte bu oyun karşınızda. Ayrıca çok fazla re-play (yeniden oynama) imkanı sunan da bir oyun. bir kaç hafta önce DLC kontenti de bitirdim (hikayesini, daha başka boss dövüşleri var onları bitirmedim sonraya sakladım) . Çok tatlı oyun cidden. Elbette eksikleri, hataları var ancak ben oyunu aldığımda oyun 20TL falandı, şimdi anasının nikahı tabi (89 TL) :D

O parada, PC'de bu kadar az yer kaplayan bu oyunun böyle geniş bir kontent ve eğlence sunması gayet güzel.

85-88/100
 
Spiritfarer (2020) (6GB)

Oynadığım Platform: PC/Steam
Deneyimim: 66 Saat / 30/39 Başarılar


Bu güzel indie oyun, yapımcılarının ölen yakınlarından esinlenerek yaptıkları karakterler etrafında dönen bir yolculuk hikayesini barındırıyor. Bunun yanı sıra pek çok crafting, questing, collecting,platforming içerikleri de barındırıyor. Pek çok janranın bir araya geldiği yenilikçi bir oyun. Bir devrim ya da yeni bir soluk nefes demiyorum ama taze bir şey.

giphy.gif



Oyunun altındaki hikayesini, companionlarının çoğunu, hepsini çok hoş buldum. Karakterlerin hikayeleri ayrı ayrı wiki sayfalarında da varlar zaten. Gerçekten güzel bir yolculuk ve birliktelik tecrübesi.

Oyunun bence en büyük eksisi bu kadar yumuşak, sakin ve de basit dizayn, tasarım ve oynanışa sahip bir iş için özellikle oyunun ortalarından sonlarına doğru nispeten grindy bir hal alıyor. Gereksiz bir kasılma, aceleme etme baskısı oluşuyor üzerinizde ve hikaye olarak en duygusal olmanız gereken aralıkta, kendinize bir oraya bir buraya koştururken buluyosunuz.

Ve pek çok oynanış, UI ve seçim yanlışları var ancak total olarak benim için özel bir iş idi. Ancak "biricik" bir iş olamadı maalesef.

Oyunun erken aşamaları ile ortaları ve bunun arasındaki geçiş güzel iken, orta aşamalardan, geç döneme geçiş ve sonrasındaki sona yakın dönem çok kuru kalıyor. Onu iyi ayarlayamamışlar. Bir de dev baykuş çok havada kalmış. Yine de çok beğenerek, şu çok yoğun ve stresli dönemimde boş zamanlarıma çok tatlı bir yoldaş oldu.

Thunder Lotus Games'in Jotun: Valhalla ve Sundered adlı diğer iki oyununu oynamıştım ve bitiremeden bırakmıştım. Stil ve fikir olarak çok sevsem de bitirememiştim. Bu firma ile benim aramı da barıştıran bir iş oldu.

Biraz geniş bir aralık vereceğim puan olarak sebebi de tekrar, daha sakin bir dönemimde oynadığımda nasıl bulacağımı merak etmem.

Puan: 76-86/100
 
Dragon ball Z - Kakarot

DBZ serisini severdim bu oyunla beraber tekrar hikayesinin üstünden geçmiş oldum. Oyun diğer DB serilerine göre şehir içinde hareket edebilme dolayısıyla daha güzel. Dövüş mekaniklerini, skill tree olayını filan beğendim.

Puanım: 100/75
 
Üst