Kahraman Baykuş - Kanatlanan Kültür

Hoşunuza Giden Alıntılar

Feindbild

無欠の果て
Üstat Kullanıcı
Hoşunuza giden alıntıları burada paylaşabilirsiniz. Eğer aşağıdaki konulardan birisine giriyorsa, lütfen o başlıkları kullanın.

En Çok Hoşunuza Giden Şiir Dizeleri

Sevdiğiniz Şarkı Sözleri

En İyi Anime/Manga Replikleri

tumblr_p5gcn149Y71ui5813o1_500.gifv
 
"Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir."
-Johann Wolfgang von Goethe

"Çanta çalmak bir suç, servet çalmak bir cürret, taht çalmak ise yücelik göstergesidir. suç büyüdükçe kabahat küçülür."
-Friedrich von Schiller

"Böcek olmayı kabul etmişsen, ezilmekten şikayet edemezsin"
-Friedrich von Schiller

“Hep aynı dünya, yine de sabrediyoruz.”
Walter Benjamin

"Felsefenin dediği doğru. Hayat geriye doğru anlaşılır. Ama burada bu cümleyi unutuyoruz: İleri doğru yaşanmalı!"
-Søren Kierkegaard

"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır."
-Lao Tzu

"Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır."
-Ludwig Wittgenstein
 
''Öte yandan Daemon... Daemon bir kralın olması gerektiği kadar dindardı, fazlası değil. Ve diyardaki bütün yüce şövalyeler onun etrafında toplanmıştı. İsimlerinin unutulup gitmesi Lord Kankuzgun'a göre uygun düşüyordu ve bu yüzden isimlerinin telaffuz edilmesini bize yasaklamıştı. Ama ben hatırlıyorum: Robb Rayne, Gri Gareth, Sör Aubrey Ambrose, Lord Gormon Peake, Kara Byren Flowers, Kızıldiş, Ateştopu... Acıçelik! Sorarım sana bundan daha asil bir topluluk, daha asil kahramanlar birliği olabilir mi?''

"Kaç tane kurbanın boynuzları olur, gözleri bağlanır, sırtlarına semboller çizilir? Bunun bir amacı var. Kendi görüşünü kurban ile dile getirmeye çalışıyor. Görüşünün bir anlamı var. Geçmişe ait bir anlam."

''Hepimiz bu hayat tuzağının içindeyiz. Kendi içinde herkes düşünüyor ki her şey farklı olacak. Başka bir şehre gidecekler, sonsuza kadar arkadaş olacakları insanlarla tanışacaklar. Aşık olacaklar ve tamamlanmış olacaklar. Tamamlanmakmış. Bir de 'sonuca bağlamak' var. Bu ikisi her ne sikimse. Bu hayatı doldurmak için uydurulmuş sikik şeyler. Sona ermediği sürece, hiçbir şey, hiçbir zaman tamamlanmaz. Sonuca bağlamakmış. Hayır, hayır, hayır. Hiçbir şey, hiçbir zaman bitmez.''

''Zamanın olmadığı sonsuzlukta hiçbir şey büyümez, hiçbir şey gelişemez, hiçbir şey değişmez. Ölüm zamanı yarattı. Öldüreceği şeylerin büyümesi için. Tekrar hayata geliyorsun ama aynı hayata. Hep doğduğun hayata. Biri bana demişti ki, 'zaman düz bir çemberdir.' Yaptığımız ya da yapacağımız her şeyi tekrar yapacağız, tekrar ve tekrar. Sonsuza kadar. Biz bu konuşmayı kaç defa yaptık dedektifler? Kim bilir? Hayatlarınızı hatırlayamıyorsunuz, hayatlarınızı değiştiremiyorsunuz. İşte bu da tüm hayatın korkunç ve gizli kaderidir. Kapana kısılmışsınız her uyandığınızda kendi içinde bulunduğunuz kabus tarafından.''

''Vaiz, sizin kapasitenizi bir ilüzyona yönlendiriyor. Sonra da size bunun bir erdem olduğunu söylüyor. Her defasında da para karşılığı yapıyor bunu ve kendine böyle bir yetki vermek çok aciz, değil mi? 'Bunların hepsi benim için olmalı. Benim. Benim için, benim. Ben, ben. Ben çok önemliyim. Ben çok önemliyim, değil mi?' Siktir oradan.''

''Korku ve kendinden nefretin otoriter bir kanala aktarılması. Buna arınma deniyor. Hikayesiyle, onların korkusunu alıyor, bunun yüzünden yansıttığı gerçeklikle doğru orantıda etkili oluyor. Bazı dil antropologlara göre din, beyinde bazı patikaları düzenleyerek eleştirel düşünceyi körelten bir virüs.''

''Alkol bizim dikkatimizi sonsuz üzüntüden çekmek için yaratıldı. İnsanoğlu kendi ölümlülüğünün farkında olan tek varlık ve söylemem gerek bununla iyi başa çıkıyoruz. Ölümle ayık başa çıktığını düşünebiliyor musun? Bu korkunç. Ben yürüyen bir ölüysem rahat olmak isterim.''
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Jaime gülmek istedi. “Bana ne yapmam gerektiğini söylemekten vazgeç fahişe. Canım isterse ölürüm.”
“O kadar korkak mısın?”
Kelime Jaime’yi sarstı. O Jaime Lannister’dı, Kral Muhafızları’nın şövalyesiydi, Kral Katili’ydi. Ona daha önce kimse korkak dememişti. Başka şeyler söylemişlerdi, evet; yemin bozan, yalancı, katil. Onun zalim olduğunu söylemişlerdi, tehlikeli, pervasız. Ama asla korkak değil. “Ölmekten başka ne yapabilirim?”


Kılıçların Fırtınası Jaime POV’u.


Hayır, diye düşündü yaşlı üstat, bu sen değilsin. Bu senin yapacağın iş değil. Sen her zaman adildin. Her zaman serttin ama asla zulmetmedin, asla. Sen alay nedir bilmedin, kahkahaları ne kadar bildiysen...


Kralların Çarpışması Cressen POV'u.
 
Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder.
-Carl Gustav Jung

Şunu da eklemeden edemedim. O kadar doğru ki...
 
"Kendimi sanki... demek istediğim, daha çok kendim oluyorum sanki. Daha çok kendi başıma , tamamen başka bir şeyin parçası olmaktan çıkıyorum. Salt toplumsal gövdenin bir hücresi olmaktan kurtuluyorum. Sana da böyle hisettirmiyor mu, Lenina?"

Cesur Yeni Dünya'yı okumaya başladım geçenlerde bu diyalog hoşuma gitti. Bu konuda ki düşüncelerimi okudum burdan. İlla özel olarak şartlandırılmamıza gerek yok toplum içinde aile içinde her türlü şartlandırılıyoruz ve ben yalnız kalınca mutlu hissediyorum bazen.
 
Anyone shifting from one Party to another is promptly labeled a "turncoat." This because Morality requires that one keeps faith with one's Party, and renunciation of it is tantamount to staining oneself with the mire of "infidelity." Only individuality acknowledges no injunction to "fidelity" and "commitment": it permits everything, including apostasy and desertion. Unwittingly, the moralists let themselves be guided by that principle when they have to sit in judgment of a deserter defecting to their own Party: they certainly are not embarrassed by proselytization. They ought simply to take cognizance of the fact that one ought to behave immorally if one wishes to behave as an individual; in other words, one should abjure one's belief and even break one's pledge in order to make one's own decisions, instead of being guided by considerations of a moral nature.

...

A Party, whatever its nature may be, can never dispense with a profession of faith. Because its members have to believe in its principles and not cast doubt upon, or question them. As far as they are concerned, these principles have to be certain, beyond doubt. In short, one has to belong body and soul to the Party, failing which one is not a real Party member, but, more or less, an individualist. Do but cast doubt upon Christianity and you are no longer a true Christian, but are committing the presumption of calling Christianity into question and hauling it before your individual tribunal. You have sinned against Christianity, against the cause of a Party. ( . . . ) But that is all the better for you, as long as you do not let yourself be frightened: your effrontery is of help to you in recovering your individuality.

- Max Stirner, The Ego and It's Own

I said to myself one day: Why so much pain and misery in society? Must man be forever unhappy?

...

The communists cannot forgive me for having made a critique of community, as if a nation was one huge polyp and there were no rights of the individual alongside society's rights.

- Joseph Proudhon, Property is Theft
 
" İktidarın zorunluluklarına boyun eğen sermayeleştirilmiş varlıklar, mutlak olarak değil, ayrımsal olarak biriktirmeye yöneltilir. Amaçları, zenginliğin kendisini elde etmek değil, ortalamanın üstüne çıkmak ve normal kar oranını aşmaktır. Daha hızlı genişlemeyi değil, diğerlerinden hızlı genişlemeyi, en yüksek geliri elde etmeyi değil, toplamdan daha fazla pay almayı isterler. Sermayeleşen iktidarın dünyasında, ortalamanın üstüne çıkma çabaları, kârların ve varlıkların yeniden dağıtılması kendine çelişkili olduğundan, bunlar her zaman stratejik sabotajı içerirler. Kendi kazançlarını ve sermayeleşmesini diğerlerininkine göre artıran ve çoğu zaman onlarınkine zarar veren sınırlamaları, engellemeleri ve kısıtlamaları gerektirirler."

"Liberal ekonomi politik, özellikle de neo-klasik dogması hem hiyerarşiyi hem de iş birliğini kötüler; ilkini Fransız ihtilali öncesi rejiminin kalıntısı olarak, ikincisini ise bir sosyalist tehlike olarak görür ve her ikisini de ahlaksız, adaletsiz ve son tahlilde verimsiz olarak görür. Liberallere göre en iyi düzenleyici mekanizma herkesin herkese karşı olduğu, Hobbes’cu bir ekonomik savaş, tam rekabettir. Bu zalim kozmosta uygun olan yaşar ve uygunsuzluklar yok olur. Ve o dünyada uygun olmak demek üretken ve verimli olmak demek olduğu için, görünmez el (arz ve talep) aracılığıyla yürütülen, sonu gelmeyen bir ekonomik savaş, mümkün olan en iyi dünyayı garanti eder."

"Kurumlar ve siyasetler iktidar uğruna iktidar tarafından yönlendirildiğinde, kooperatif girişimleri sistematik olarak yıldırmak, önlemek ve engellemek eğilimindedirler. Bu eğilim, girişimler özerk olduklarında daha fazladır, büyük olduklarında çok daha fazladır ve başarılı olurlarsa kesindir."

- Shimshon Bichler ve Jonathan Nitzan, Kapitalizm: Sabotaj Yoluyla Büyüme
 
Sonra, gezegen tarafından öldürülürken, bir şeyin farkına vardı: Babası ve tüm bilim insanları yanılmıştı. Evrendeki en güçlü ve kalıcı ilkeler, tesadüfler ve hatalardı.

Bunu şahinler bile biliyordu.

Dune Çöl Gezegeni
 
"Evlenirsen, pişman olursun; evlenmezsen, yine pişman olursun; evlen ya da evlenme, pişman olursun; ister evlen ister evlenme pişman olursun. Dünyanın salaklıklarına gül geç, pişman olursun; gözyaşı dök, yine pişman olursun; dünyanın salaklıklarına gül geç ya da gözyaşı dök, pişman olursun;dünyanın salaklıklarına ister gül geç ister gözyaşı dök, pişman olursun. Bir kadına inan, pişman olursun, inanma, yine pişman olursun; bir kadına inan ya da inanma pişman olursun; bir kadına ister inan ister inanma, pişman olursun. Kendini as, pişman olursun; kendini asma, yine pişman olursun; kendini as ya da asma pişman olursun; kendini ister as ister asma pişman olursun.

işte sevgili dostlarım,

tüm insan bilgeliğinin özü budur."

-Soren Kierkegaard
 
" Vimes'a göre zenginlerin bu kadar zengin olmasının sebebi, az para harcamayı başarabilmeleriydi.

Örneğin botlar. Vimes'ın maaşı ayda otuz sekiz dolar artı ikramiyeydi. Gerçekten kaliteli botlar elli dolara mal oluyordu. Ama makul fiyatlı bir çift bot (yani bir iki mevsim idare edebilecek ve tabanındaki karton eridiği zaman deli gibi su alacak olan bir çift bot) aşağı yukarı on dolardı. Vimes her zaman bu botlardan alırdı ve onları, tabanları iyice aşınana dek, sisli gecelerde sırf parke taşlarının ayaklarına verdiği hisse bakarak Ankh-Morpork'un neresinde olduğunu anlayabileceği kadar incelene dek giyerdi.

Ama mesele şuydu ki, iyi botlar seneler dayanırdı. Bir çift bota elli dolar verebilen bir adam on sene boyunca ayaklarını kuru tutabilirdi; buna karşılık ancak ucuz bot alabilen fakir bir adam aynı süre içinde bota yüz dolar harcardı ve yine de sürekli ıslak ayaklarla dolaşırdı.

Yüzbaşı Samuel Vimes'ın sosyoekonomik adaletsizlik hakkındaki "Bot Teorisi" işte buydu. "

- Terry Pratchett, Asayiş Berkemal

' “Hayır. Hükümetlerimiz, yasalarımız yok- pekala! Ama görebildiğim kadarıyla,düşünceler hiçbir zaman yasalarla ve hükümetlerle denetlenmemiştir, Urras’tabile. Öyle olsaydı, Odo kendi düşüncelerini nasıl geliştirirdi? Odoculuk nasıl dünyaçapında bir hareket olurdu? Devletçiler hareketi güç kullanarak bastırmayaçalıştılar ve başaramadılar. Düşünceler baskı altına alarak yok edilemez. Onlarancak dikkate alınmayarak yok edilebilir. Düşünmeyi reddederek - değişmeyireddederek. Đşte bizim toplumumuzun yaptığı da bu! Sabul seni kullanabildiğiyerde kullanıyor, kullanamadığı yerde de seni yayın çıkarmaktan, öğretmekten,hatta çalışmaktan bile alıkoyuyor. Öyle değil mi? Başka bir deyişle, senin üzerindeiktidarı var. Nereden alıyor bu iktidarı? Kazanılmış bir otoriteden değil, çünküböyle bir şey yok. Entelektüel yetkinlikten değil, çünkü yetkin de sayılmaz.Ortalama insan aklının doğuştan korkaklığından alıyor gücü. Kamuoyu! Kendisininde parçası olduğu iktidar sistemi bu; o da bunu kullanmayı iyi biliyor. Odoculartoplumunu bireyin aklını baskı altına alarak yöneten, hiçbir zaman varlığıkabullenilmeyen, erişilmez iktidar.”

...

“Shev, hiç teşbih usulünde ‘hastalık’ denen şeye, toplumsal sevgisizliğe,mutsuzluğa, yabancılaşmaya, bütün bunlara yine teşbih yoluyla acı, acı çekme dedenebileceğini düşündün mü? Ya da acı gibi bunun da organizmada bir işleviolduğunu?”“Hayır!” dedi Shevek şiddetle. “Ben kişisel, ruhsal terimlerle konuşuyordum. ““Ama fiziksel acıdan, yanıklardan dolayı ölen bir adamdan söz ediyordun.Bense ruhsal acıdan söz ediyorum! Đnsanların yeteneklerinin, çalışmalarının,yaşamlarının boşa gittiğini görmelerinden. Akıllıların aptallara boyun eğmelerinden. Güçlülük ve cesaretin kıskançlık, güç hırsı ve değişme korkusutarafından boğulduğunu görmelerinden. Değişme özgürlüktür, değişme yaşamdır- Odocu düşünce için bundan daha temel şey var mı? Ama artık hiçbir şeydeğişmiyor!Toplumumuz hasta. Biliyorsun. Sen de onun hastalığını yaşıyorsun.Onun intihara sürükleyen hastalığını!”

...

“Sorun ÜDE’ye gönderilen kişilerde değil Shevek. Çoğu bize benziyor. Bize çokfazla benziyor. Đyi niyetli, saf; hem yalnızca ÜDE de değil. Anarres’te her yerdeböyle. Öğrenme merkezleri, enstitüler, madenIer, değirmenler, balıkhaneler,konserve fabrikaları, tarım araştırma ve geliştirme merkezleri, fabrikalar,tekürünlü topluluklar - o işlevin uzmanlık ve sabit bir kurum gerektirdiği heryerde. Ama bu sabitlik, otorite dürtüsünü destekliyor. Göç’ün ilk yıllarında bununfarkındaydık, sürekli kolluyorduk. Đnsanlar işleri yürütmekle insanları yönetmekarasında çok dikkatli bir ayrım yapıyorlardı o zaman. O kadar başarılı oldular ki,hükmetme isteğinin insanlarda en az karşılıklı yardımlaşma dürtüsü kadar güçlüolduğunu ve her bireyin, her yeni kuşağın yeniden eğitilmesi gerektiğini unuttuk.Đnsan doğduğunda ne kadar uygarsa, o kadar Odocu! Ama bunu unuttuk.Özgürlük için eğitim yapmıyoruz. Toplumsal organizmanın en önemli etkinliği olaneğitim katı, ahlakçı ve otoriter oldu. Çocuklar Odo’nun sözlerini sanki yasaymışgibi ezberliyorlar - en büyük küfür bu!” '

- Ursula K. Le Guin, Mülksüzler.


Mülksüzler'deki Bedap ve Shevek arasında bu diyalogun tamamı, okuduğum tüm kitaplar arasındaki favori sahnelerimden biri.
 
"Kim ne oluyorsa Allah mübarek etsin dayı, azdan az, çoktan çok gider."​
Süleyman Çakır
1964-2004

​
441147ab31ed4222e27ddd3e50fd9739.jpg
 

--------------------------------------------------
I’m sorry, but I don’t want to be an emperor. That’s not my business. I don’t want to rule or conquer anyone. I should like to help everyone - if possible - Jew, Gentile - black man - white. We all want to help one another. Human beings are like that. We want to live by each other’s happiness - not by each other’s misery. We don’t want to hate and despise one another. In this world there is room for everyone. And the good earth is rich and can provide for everyone. The way of life can be free and beautiful, but we have lost the way.
Greed has poisoned men’s souls, has barricaded the world with hate, has goose-stepped us into misery and bloodshed. We have developed speed, but we have shut ourselves in. Machinery that gives abundance has left us in want. Our knowledge has made us cynical. Our cleverness, hard and unkind. We think too much and feel too little. More than machinery we need humanity. More than cleverness we need kindness and gentleness. Without these qualities, life will be violent and all will be lost….
The aeroplane and the radio have brought us closer together. The very nature of these inventions cries out for the goodness in men - cries out for universal brotherhood - for the unity of us all. Even now my voice is reaching millions throughout the world - millions of despairing men, women, and little children - victims of a system that makes men torture and imprison innocent people.

gd_p_140_big.jpg


To those who can hear me, I say - do not despair. The misery that is now upon us is but the passing of greed - the bitterness of men who fear the way of human progress. The hate of men will pass, and dictators die, and the power they took from the people will return to the people. And so long as men die, liberty will never perish. …..
Soldiers! don’t give yourselves to brutes - men who despise you - enslave you - who regiment your lives - tell you what to do - what to think and what to feel! Who drill you - diet you - treat you like cattle, use you as cannon fodder. Don’t give yourselves to these unnatural men - machine men with machine minds and machine hearts! You are not machines! You are not cattle! You are men! You have the love of humanity in your hearts! You don’t hate! Only the unloved hate - the unloved and the unnatural! Soldiers! Don’t fight for slavery! Fight for liberty!
In the 17th Chapter of St Luke it is written: “the Kingdom of God is within man” - not one man nor a group of men, but in all men! In you! You, the people have the power - the power to create machines. The power to create happiness! You, the people, have the power to make this life free and beautiful, to make this life a wonderful adventure.
Then - in the name of democracy - let us use that power - let us all unite. Let us fight for a new world - a decent world that will give men a chance to work - that will give youth a future and old age a security. By the promise of these things, brutes have risen to power. But they lie! They do not fulfil that promise. They never will!
Dictators free themselves but they enslave the people! Now let us fight to fulfil that promise! Let us fight to free the world - to do away with national barriers - to do away with greed, with hate and intolerance. Let us fight for a world of reason, a world where science and progress will lead to all men’s happiness. Soldiers! in the name of democracy, let us all unite!
 
Üst