Kahraman Baykuş - Kanatlanan Kültür

Genel Undertale

Homelander

Kahraman Baykuş
Üstat Kullanıcı
Bu başlık altında Undertale hakkında sohbet edip, tartışabiliriz.
20432807.jpg

 
Çok güzel bir hikayesi var ama çoğu kişi hikayeyi yanlış anlıyor. Hikayenin ana konusunu yanlış anlayan yok ama hikayenin çoğunu yanlış anlayan ve bunun üzerine de oyunun hikayesine "basit" diyen belli bir kitle oluşuyor. Oyunun anlattığı konular gerçekten harika ama bunu anlayan fazla çıkmıyor. Oyunun belli konuları insanı gerçekten etkiliyor ama anlatmak için spoiler vermek zorundayım. Çok ağır spoilerlar vereceğim aşağıda. Bunu okuyan kişi eğer oyunu bitirmediysen devamını okumanı hiç tavsiye etmiyorum. @Nabu Hocam sizinde en kısa zamanda oyuna başlamanızı öneririm. Oyunda gerçekten muhteşem detaylar var. Bitirdikten sonra buraya deneyiminizi yazarsınız sonra da yorumumu okursunuz :D .

Özellikle oyunda ki "Player" anlayışına hayranım. Oyunu ilk oynarken adınızı yazıyorsunuz. Oyunda adınız sizin verdiğiniz ad gözüküyor. Oyunda birkaç kez adımız geçiyor ama bazı canavarlar sizi normal bir insan görüyorken bazıları da Dreemurr ailesinin ölen çocuğu Chara olarak görüyor. Ama Barışçıl Rotada aslında oynadığımız karaktere adımızı koymadığını ve adının "Frisk" olduğunu öğreniyoruz. Bu da aslında bunca zamandır oynadığımız karakterin ismini hiçbir zaman seçemediğimizi görüyoruz. Peki biz kime isim koyuyorduk ki? Biz aslında ilk düşen çocuk Chara'ya isim koyuyorduk. Chara'nın hikayesi ise bambaşka bir olay zaten. Ama şu an burada anlatmak istediğim, Frisk'in aslında bizim adını verdiğimiz bir karakter olmaması ama yine de onu kontrol edebildiğimiz gerçeği. Frisk aslında bunca zamandır bir "Vazo" idi. Peki vazo derken ne demek istiyorum? Aslında Frisk sadece oyuncunun kontrol ettiği bir vazoydu. Frisk'in hiçbir zaman kendi kararları olmadı. Toriel bize karamel mi tarçın mı dediğinde soruyu Frisk cevaplamadı. Papyrus bize bulmacayı anlattıktan sonra anladın mı sorusunu Frisk cevaplamadı. Oyunu Barışçıl Rotayla mı yoksa Soykırım Rotasıyla mı gideceğimize Frisk karar vermedi. Bunca zamandır sadece onu yönlendirdik. Ve bunu da bir tek biz yani oyuncular değil, oyunda ki belli karakterler de biliyordu. Sans Soykırım Rotasını neden yaptığımızı, Flowey Soykırım Rotasında iken sıfırladığımızda bunu neden yaptığımızı ve Chara da oyunu yok ettikten sonra neden geri geldiğimizi biliyordu. Soykırım Rotasını merakımızdan, Soykırım Rotasında oyunu sıfırlamamızı huzursuzluktan ve oyunu yok ettikten sonra geri gelmemizi de pişmanlıktan yaptık. Ve bu karakterler de bunu biliyordu. Bunu da bizlere söylüyor ve ima ediyorlardı. Hayır, Frisk'e söylemiyorlardı. Biz oyunculara söylüyorlardı. Bizim yapabileceklerimizi de biliyorlardı. Çünkü biz oyuncular aslında oyunda ki en güçlü varlığız. Doğru, Asriel Dreemurr Barışçıl Sonda sonsuz gücü olan bir tanrı olmuştu. Ama o bile oyuncu ile asla başa çıkamazdı. Oyun bizi kazandırmak zorundaydı ve öyle de yaptı. Asriel gibi sonsuz güçlü bir tanrının bile bizim karşımızda hiçbir şansı yoktu. Bu yüzden Chara güç kazanmalıydı ki bu gücü de Soykırım Rotasından aldı. Yeterli kararlılık ve güç ile oyuncunun karşısına geldi ve artık oyunun kontrolünü ele geçirdi. Artık Frisk yoktu. "Vazo"muz artık yoktu. Chara, bize konuşuyordu. Ve bize bu oyunu silmeyi teklifi ediyordu. Burada önemli bir nokta var ki, bize iki seçenek vermişti. "Sil" veya "Silme" seçeneği. Ama artık oyunun kontrolü bizde değildi, Chara'da idi. O yüzden hangi seçeneği seçersek seçelim, Chara oyunu siliyordu. Geri döndüğümüzde de bizden önemli bir şey karşılığında oyunu geri yaratacağını söylüyordu. Ruhumuzu. Chara, Frisk düştüğünde onun kararlılığı ve ruhu ile birbirine bağlanmıştı. Chara bunca zaman bizi izliyordu ve gözetliyordu. Oyun Bitti ekranında ki yazılar aslında bize değil, ölüm döşeğinde ki Chara'ya söylenen sözlerdi. Chara bize Soykırım Rotasının sonunda çok önemli bir konudan bahsediyordu. Onca zamandır her Stat'ımız arttığında ki his, aslında Chara'nın kendisiydi. Biz her canavar öldürdüğümüzde aslında biz değil, o güçleniyordu. Bizim aslında gücümüz yoktu. Chara'nın kendisinde vardı. Ve sonda da bu gücünü kullanarak bizim elimizden kontrolü aldı. Ruhumuzu verince de artık bizim kontrolümüz yoktu. Barışçıl Rota artık sonsuza dek değişmişti ve bunu hiçbir şey değiştiremezdi. Yoksa değiştirebilir miydi? Unutmamak gerekiyor ki, biz oyuncuyuz. Oyunda istediğimiz her değişikliği yapabiliriz ve bunun sonucunda hiçbir şeyde bizi etkileyemez. Oyunun dosyalarına erişebileceğimizi belli karakterler de biliyor. Eğer dosyaları değiştirerek can veya para hilesi yaparsak 2 tane olasılıkla karşılaşabiliyoruz. Biri Annoying Dog'u ekranda görmek. Diğeri ise Dirty Hacker Ending olarak Sans'ın bize "Pislik bir hilekarsın" dediği son. Burada da oyuncuların her şey ile etkileşime geçebildiğini görebiliyoruz. Böylecene de Alternatif Evrenler ortaya çıkıyor. Alternatif Evrenlere geçmek istemiyorum çünkü geçersek. Ama bunların hepsi oyuncuların işidir. Bu da oyunda her şeyden üstün olduğumuzu gösteriyor. Asriel'ın dosyasını değiştirerek onu öldürebiliriz. Chara'yı silebiliriz. Sans'ın Betrayal Attack (Bağışladıktan sonra ki kaçılamayan saldırı) karşısında hayatta kalabiliriz. Bu "Player" konusu UnderPlayer ve The Thought çizgi romanında harika bir şekilde açıklanmış vaziyette. Eğer oyunu köküne kadar biliyorsanız buradan İngilizce Dublaj ile izleyebilirsiniz:



Spoilersız şunları diyebilirim ki, Undertale gerçekten hikaye bakımından harika bir oyun. Özellikle de değindiği birkaç mekanik ve bizim yani Oyuncuların oyunda ki yerini önemsiz ve küçük gibi görünen ama büyük detaylarla anlatmasını hep muhteşem bulmuşumdur. Toby Fox gerçekten harika bir oyun yapmış. Değerini bilmek gerekiyor. Hikaye derinliğini oyunu birkaç kez bitirmeden ve araştırmadan fazla anlayamıyorsunuz. Ben bile 5 yılda anca doğru dürüst öğrenebildim hikayeyi xd. Oynamayan herkesin bir şans vermesini ve çoğu fan kitlesinden uzak durmasını öneriyorum.
 
Bu oyun hayatımı değiştirdi. En çok etkilendiğim son
Kötü son yaptıktan sonra İyi son yaptığımız son. Orada ben "Gitmem gereken yerler var" seçeneğini seçtim. "Ne mutlu bitti" dedikten sonra o fotoğraf çıktı ve 5 saniyelik bir flashback yaşayarak ne olduğunu anladım.


Edit: Oyunu bir kez daha True Pacifist sonunu alacak şekilde bitirdim. Evet 10 saat UT oynadım. Yine bir güzel duygulandım. Neyse, ben uyumaya gidiyorum. Son olarak şu epik soundtrack'i bırakıp gideyim:
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Hocam o sonun adına Soulless Pacifist Ending deniyor. Gerçekten çok fena bir sondur kendisi. İlk oynadığında sende bir sersemletme etkisi yaratıyor. Burada da oyunun, yaptıklarını sana asla unutturmadığı kısım geliyor. Yaptığın her şey, oyunda yüzüne vuruluyor. Oyunun en iyi yaptığı şeylerden biri de bu oluyor.

Hocam oynamıyordum ben de bayadır yakın zamanda tekrar oynamayı düşünmüyorum değil xd. Benim en sevdiğim Soundtrack ise "It's Raining somewhere Else". Gerçekten çok güzel ya. Bazen Mood'a girmek için dinliyorum. Oyunun müziği bile hikaye içeriyor. Bu müziğin olayını da sonra anlatayım şu an saat geç oldu biraz xd. Hemen şuraya bırakayım ben de bu harika Soundtack'i:

 
Hocam oynamıyordum ben de bayadır yakın zamanda tekrar oynamayı düşünmüyorum değil xd. Benim en sevdiğim Soundtrack ise "It's Raining somewhere Else". Gerçekten çok güzel ya. Bazen Mood'a girmek için dinliyorum. Oyunun müziği bile hikaye içeriyor. Bu müziğin olayını da sonra anlatayım şu an saat geç oldu biraz xd. Hemen şuraya bırakayım ben de bu harika Soundtack'i:
Oyunun tüm soundtracklerinin hepsi güzel zaten :D Müziğin bile mi hikayesi var? Bunu bilmiyordum ancak
müzikleri yavaşlatıp veya hızlandırırsak değişeceğini biliyorum.
 
Hocam hikaye değil de, şarkının size anlattığı bir şey var yani. Oyunda ve kaliteli fandomlarda çok vakit geçirdiğim için artık bunları çok iyi biliyorum xd. Toby Fox gerçekten fena adam ama. Oyun 6. yaşına girecek hala oyundan yeni gizemler çıkıyor. Hala yeni yeni şeyler öğreniyorum oyunda.

Mesela geçen günler Soykırım Rotasında giderken Mettaton NEO'ya tam gücümüzle vurmadığımız takdirde Soykırım Rotasının iptal olduğunu öğrendim. Toby Fox harbi fena adam. Korkulur yani xd.


Şarkının anlatmak istediği de şu ki, dediğim "It's Raining Somewhere Else" şarkısı Sans bizimle restoranda konuşurken arka da çalıyordu. Sans bize güzel bir hikaye anlatıyordu. Kendisi espriler yapıyor ama onu anlayan fazla çıkmıyor. Gülüyorlar ama bu kadardı. Sans bir gün bir kapının başında espri denemeleri yaparken bize bir ses duyduğunu anlatıyor. O ses onun esprilerine gülüyordu ve kendi esprilerini yapıyordu. Her gün oraya gidip konuşuyordu ve espriler yapıyordu. Sans bize "Şimdiye kadar ki en iyi dinleyicimdi" diyordu. Bir gün o ses Sans'tan bir söz vermesini istedi. "Eğer bir gün buraya bir insan gelirse, ona koruyacağına dair bana söz ver." Sans söz vermekten nefret ediyor çünkü sözlerin anlamsız olduğunu biliyor. Ve onun kim olduğunu ve hatta adını bile bilmiyordu. Ama bize "Kötü şakaları seven birine nasıl hayır diyebilirsin ki?" diyerek söz ona söz verdiğini söylüyor. Burada aslında demek istediği "O beni mutlu etti, ben de ona aynısını yapmaya söz verdim" idi. Sonra bize dönüp, herkesin ilgisini çeken sözü söylüyor. "Eğer o sözü vermeseydim, D u r d u ğ u n y e r d e ö l m ü ş o l u r d u n." Burada bize "Soykırım yapmayı aklının ucundan bile geçirme." diye bir mesaj veriyordu. Sonra bu dediği için ise espri yaptığını ve ciddi olmadığını söyleyerek konuyu değiştiriyor. Çünkü oyuncunun sıfırlama ile soykırım yapabileceğini biliyor ve o fikri uyandırmayı istemiyor. Sonra bize "Seni gerçekten önemseyen biri var" diyor. Burada herkes gibi ilkte Toriel'den bahsediyor sandım. Ama burada özellikle bize "biri" diyor. Demek istediği de "Biri seni gerçekten önemsiyor, geri dönüşü olmayan bir rotaya (Soykırım'a) ilerlemeden önce bunu hatırla" demek istiyor. Sans'ın bu hikayeyi anlatma sebebi de aslında bizim kontrol ettiğimiz olan iyi bir çocuğu öldürebilecek olmasının pişmanlığından anlatıyor. Çünkü dediğim gibi, Sans bütün zaman çizelgelerini biliyor ve karşısına çıkacak kişiden korkuyor. Çünkü yapabileceği hiçbir şey olmazdı. Bütün arkadaşlarının ve kardeşinin ölümünü izleyecekti. Ne kadar savaşırsa savaşsın, en sonunda o da ölecekti. Bunu bekliyordu ve sonucu görmeye hazırlanıyordu. Sonuç olarak ise Barışçıl rotada ki Frisk ile karşılaşıyordu. Bütün canavarlarla anlaşan ve kardeşi ile kanka olup onu mutlu eden bir insan. Ve Sans, önceden onu öldürmek istiyordu. Bu isteği dolayından şimdi pişmandı ve bu yüzden pişmanlığı yüzünden bize bu hikayeyi anlatıyordu. Sans bundan dolayı hep depresifti. Depresif olduğu oyunda iki ufak detayla anlaşılıyor.

1. Detay: Snowdrake ile konuştuğumuzda kendisi, Snowdin halkının üzüntülerinden kaçmak ve onları unutmak için espriler yaptığını söylemişti. Oyunda en çok espri yapan kişi kim peki?

2. Detay: Sans'ın odasının anahtarını aldığımızda, Sans'ın odasından başka bir anahtar ile evin arkasında ki gizli çalışma odasına giriş yapabiliyoruz. Girdiğimizde ise çekmeceleri kurcaladığımızda bir sürü fotoğraf buluyoruz. Fotoğraflar için tam olarak şunları diyor:

"Çekmecede Sans ile beraber tanımadığın kişilerle dolu bir fotoğraf albümü var."

"Mutlu görünüyor"

Bu şarkı, Sans'ın çalışma odasında da çalıyor. Ama daha yavaş hali ile. Bu şarkı, Sans'ın gerçekte nasıl olduğunu gösteren bir şarkı. Normalde neşeli ve espri yapan bir iskelet gibi gözükür iken. Yalnız olduğunda depresifliğini dışarıya vuruyor. "sans." şarkısı Sans'ın insanlara gözüktüğü kişiliği yansıtıyor. Ama "It's Raining Somewhere Else" tam tersine, onun gerçekte ki kişiliğini yansıtıyor. Depresif ve üzgün biri. Sans ne zaman yalnız olduğunda, bir yerlerde yağmur yağıyor. Bu şarkı da onu temsil eden bir şarkı.

Undertale'a "basit bir hikayesi var" diyen çok eleştirmen gördüm Steam'de. Gerçekten çok ama çok haksızlık ediyorlar hikayeye. Muazzam detaylar ile hala kaç yıl sonradan hikaye hakkında yeni şeyler öğreniyorsun. Hikayeyi tamamen ayrıntılarıyla öğrenmek için cidden tek oynayış yetmiyor. Zaten tek sefer oynamakta tatmin etmiyor. Bu kadar köklü bir hikaye hiç görmedim yalan olmasın. Bu yüzden Toby Fox'u bir kez daha tebrik etmek lazım. Efsane adamsın Toby, hakkın ödenmez.
 
Üst