Tanrıya inanmıyorum ama bir yaratıcı olup olmadığını merak ediyorum. Kendimce bu iki kavramı ayırıyorum çünkü bir tanrı, kadir-i mutlak veya en azından ona benzer bir şey olmalı. Kutsal bir figür olması gerekiyor. Böyle bir varlığın olduğunu ve hatta olabileceğini düşünmüyorum. Ancak evrenin bir yaratıcısı olabilir. Elimizdeki veriler olması için bir sebep olduğunu göstermiyor ama Büyük Patlama mevzusu öncesinde nasıl bir ortam olduğunu bilmediğimiz için, insan farklı senaryoları gözden geçiriyor.
Örneğin, bu evrenin bir uzaylının 60 falan almış bir ödevi olması fikri aklıma çok yatıyor. Yani geçmeye yeter bir not ama onun dışında her yeri dökülüyor. 90 küsür milyar ışık yılı genişliğinde bir gözlenebilir evren var ama ışık hızının üstünde seyahat edemiyoruz. Ölüm denilen bir şey var, acı denilen bir şey var. Her şey birbirini öldürmek için çıldırıyor. Saçma sapan bir sürü acı çektirici yanı var. Bu açılardan düşününce, bu ödevin 90 üstünü haketmediği ve bahsi geçen sistemde minimum geçerli not neyse ona anca tekabül ettiği belli. Evren hiç de mükemmel bir yer değil. Ancak buna rağmen minimum düzeyde de olsa çalışmaya devam ediyor. Yani çabaların için teşekkürler ama olmamış be aga.
Bir yaratıcı olabileceği ama tanrı olamayacağı hakkındaki düşüncemin bir diğer sebebi, eğer böyle bir figür varsa bile, bu evrende çekilen acılara doğa yasaları kadar kayıtsız kalması. Sizin ne yaptığınızı, başınıza neler geldiğini hiçbir şekilde umursamıyor. Tek bir olayda bile, 6 milyon insan kamplarda açlıktan, işkenceden ölürken bunu umursamamış. Bu insanlar boklarında boğularak, bağırsakları çürüyerek ve sevdikleri herkesi, eşlerini, ebeveylerini, çocuklarını kaybederek, insanlıklarını kaybederek ölmüş. Bunları umursamamış. Sizin acınızı mı sallayacak? Buna gerçekten inanan var mı? Gerçek hayatta pek şiddet ve ölüm görmediyseniz bile, gidin internetteki sayısız insan ve hayvan ölümü videolarına ve fotoğraflarına bakın. 20. yüzyıl başında Rusya'daki kıtlıkta, ölmüş çocuğunun cesedini yiyen ebeveynleri, çürümüş insan cesetlerini yiyecek diye satan kendisi de bir deri bir kemik kişileri görün. Toplama kamplarında 20-30 kiloya düşmüş ve gözlerinde herhangi bir nefer kalmamış ama nasıl olduysa hala yaşayan insanların acısını görün. Derisi yüzülmüş, canlı canlı bağırsakları çıkarılmış ve yavaşça ölen insanları görün. Hatta insanı geçtim, bilimum sebepten her sene ölen on milyarlarca, yüz milyarlarca hayvanı görün. İçlerine eşek arısı larvaları bırakılmış tırtılların acıdan kıvranarak, yavaşça, oldukça yavaşça ölümünü izleyin. Bütün bunları gördükten sonra, hayatın ne kadar acı dolu ve adaletsiz olduğunu, bir tanrı varsa bile kesinlikle yaşayanları en ufak bir şekilde umursamadığını anlayacaksınız. Sırf tırtıl olayı bile, Darwin'in tanrıya olan inancını yok etmeye yetmiş bir şey. "Kadir-i mutlak ve iyi bir Tanrı'nın, canlı tırtılların içinde beslenen Ichneumonidae'yi tasarlayıp yarattığına kendimi ikna edemiyorum," diye yazmıştır.
"Wenn es einen Gott gibt muß er mich um Verzeihung bitten," diye yazmıştır duvara, Yahudi toplama kamplarındaki bir mahkum. "Eğer bir tanrı varsa, onu affetmem için bana yalvarması gerekecek." Malesef böyle bir şey yok çünkü yaşanılan bütün bu acıların hiçbir "anlamı" yok. İnsanları diğer tarafta daha iyi bir hayat beklemiyor. Acı çektiniz çünkü evren, rastgele, anlamlı bir sebebi olmadan böyle bir şey ortaya çıkardı. Keyfi bir katliama terk edildik. Hatta daha da kötüsü, terk edecek birisi bile hiçbir zaman var olmadı. Nefretinizi yönlendirebileceğiniz bir tanrı bile yok. Canlılar olarak en başından beri yalnızdık. Belki de biz insanları diğer canlılarla bağlayan asıl şey budur.
Bütün bunlara rağmen, ona inanmasam bile var olan tanrı açıklamalarından ilgimi oldukça çeken bir tanesi var. 1841-1876 yılları arasında yaşamış, Philipp Mainländer isimli bir filozof. Bu dönemde felsefede önemli bir soru mevcuttu: tekillikten çoğulluk nasıl oluşur? Sonuçta evren bir çoğulluktur ama evren var olmadan önce tanrının bir tekillik olması gerekiyor. Mainländer bunu şöyle açıklıyor. "Var olan canlı veya cansız her şeyde bir ölme istenci vardır. Bunun sebebi de, tanrının kendisini öldürmüş olmasıdır. Evren, yani çoğulluk var olmadan önce tanrı, yani tekillik vardı. Tanrı kendisini öldürmek istiyordu ama mutlak bir şeyin, bir tekilliğin kendisini doğrudan öldürmesi imkansızdır. Bu yüzden tanrı kendisini parçalara bölerek kendi ölüm sürecini başlattı. Böylece evren oluştu. Biz, tanrının çürüyen cesedinde yaşıyoruz."
Mainländer'ın bu fikri oldukça ilginç çünkü Büyük Patlama'nın bilimsel olarak ortaya çıkmasından önce atılmıştı. Bugün biliyoruz ki, evrenden önce bir tekillik mevcuttu. Aynı zamanda biliyoruz ki, evrende entropi yavaşça artıyor ve Evrenin Isı Ölümü denen şeye doğru yaklaşıyoruz. Bütün maddeler, atomlar bile, birbirinden uzaklaşıyor! Bütün evren çok yavaşça ama sabit bir şekilde ölüme doğru ilerliyor. Mainländer'ın bunu "keşfetmesi" bütün bu bilimsel keşiflerden önce yapılmıştı. Aynı zamanda en büyük eseri olan Kurtuluşun Felsefesi kitabını yazdıktan sonra, bu kitabın baskılarını üst üste dizdi, onların üstüne çıktı ve kendini astı. 34 yaşında hayatının sonuna gelmiş olan bu Alman filozof, dünya tarihindeki en ilginç filozoflardan birisi ve teoloji hakkında gördüğüm en ilginç fikirlere sahip. Sonucu ne olursa olsun, felsefesine sadık kalmış bir insan.
Kim bilir, belki Mainländer haklıdır ve tanrı kendisini öldürmüştür.
Not: Acı hakkında yazdıklarım, insanların iyi bir hayat yaşayamayacağı ve acı çekiyorsunuz diye yalnız olmanız gerektiği anlamına gelmiyor. İnsanlığın acısını hafifletecek bir şey varsa, o da yine insanlıktır. Bu evrende birbirimiz harici kimseye sahip değiliz. Bunun değerini bilmeli. Böyle şeyler karşısında sevgi ve sıcaklık en büyük ilaçtır.