Kahraman Baykuş - Kanatlanan Kültür

Genel Okuduğunuz Son Kitap Hangisi? Nasıl Buldunuz?

@Ascalon

Anladım hocam teşekkürler.Sanırım Stalin i araştırıp iyiyice öğrendikten sonra okumam gerek.Bu arada hocam siz okudunuz mu ? Okuduysanız nasıl buldunuz ?
 
@Savior

Stalin hakkında aşırı şey bilmeye gerek yok ama biraz baksan iyi olur. Sadece Stalin eleştirisi de değil, aynı zamanda otoriter tip sosyalizm eleştirisi. Hatta okuyana bağlı olarak, doğrudan otoritaryanizm eleştirisi de denilebilir. Bunun hakkında biraz daha fazla bilgiyi aşağıda spoiler içerisinde yazdım.

Başlıkta sosyalizm değil, totaliter sosyalizm tarif ediliyor. Bu konuda yüzyıllardır soldaki iki kutup arasında bir tartışma var. Bir tanesi konuda bahsedildiği gibi totaliter, hükümet merkeziyetçisi bir sosyalizm. 1917'de Çarlık Rusyasında gerçekleşen sosyalist devrim de bu tiptedir. Dönemin -ve hala- ünlü sosyalist anarşistlerinden Kropotkin, bu hareketin lideri Lenin'i "bir devrimci değil, kana susamış bir manyak" olarak tasvir etmiştir. Aynı zamanda Bolşevik devriminin sonunda bir özgürlük ve eşitlik gelmeyeceğini, bütün gücü elinde bulunduran bir bürokrat sınıfının topluma zulmedeceğini söylemiştir. Nitekim de SSCB'de böyle oldu.

SSCB, kurulduktan sonra "Sosyalizm aha budur!" diye kendi propagandasını yaptı çünkü sosyalizm SSCB'de çok önemli bir idealdi. Aynı zamanda SSCB'nin en büyük düşmanı ABD de aynı propagandayı yaptı çünkü anti-sosyalist ve anti-komünist bir ülkeydi. Yani dünyanın en büyük iki propaganda organı aynı propagandayı onlarca yıl boyunca yaptı. Sonuç olarak, sosyalizmin tek versiyonunun bu olduğu zannediliyor. SSCB sosyalist değildi demiyorum, onların sosyalizmi sadece tek bir versiyonu diyorum. Totaliterlik karşıtı sosyalistler tarafından 100 yılı aşkın bir süredir eleştirilmekte olan bir tip.
Yukarıdaki alıntıda ismime tıklarsan tam mesaja yönlendiriyor zaten. Aşağıdakiyse Bleach: Çamurlu Nehir'den alıntı.

"Özellikle 20. yüzyılda dünyada oldukça yayılmış olan diğer bir sistem, otoriteryen tip sosyalizmdir. Onun kökeninde de, yani 1917’deki Bolşevik Devrimi’nde, aynı davranışı görüyoruz. Menşevikler, sosyalist anarşistler vb. ile beraber hareket ediyor ve Çarlık Rusyası’na karşı bir isyan gerçekleştiriyorlar. Böylelikle onu devirmede başarılı oluyorlar. Ancak bu gerçekleşir gerçekleşmez, Bolşevikler içindeki küçük ama güçlü bir grup, diğer kesimleri öldürüyor ve bastırıyor. Ardından “halk” adına bu devrimi gerçekleştirdiklerini ilan ediyor, tarihi bu şekilde yazıyorlar. Bu esnada Bolşeviklerden oluşan bu kitle bürokratlar haline geliyor ve yeni ayrıcalıklı kesimi oluşturuyorlar."
 
Dün cesur yeni dünya bitti. Şimdi Devleti okuyorum o bitince ya felsefeden bertrand russel felsefe tarihi sonra filozoflar diye giderim yada Bilim kurguya devam ederim 1984, biz falan. Bilim kurguların en azından önemli olanları okuyup felsefeye geçmeyi düşünüyorum şu anda.
 
10286616281138.jpg

Okuduğum ilk korku romanıydı. Roman okuyup korkanlara inanmazdım. yanılmamışım Film gibi ani şekilde gelen görüntüler veya sesler olmadığı için korkmak zor. Hayal gücünü dürtüyor kitap ve güzeldi. Ama korkmadım. Şimdi de filmini izleyip korkmıcam.
 
[img='https://www.ekipdagitim.com/Content/images/product/9789755393124.jpg',none,304][/img]
Kierkegaard'a başlangıç için mükemmel bir kitapmış kendisinin çeşitli yazılarının toplandığı bir eser. Derin kafa karıştırıcı felsefeden çok kendisinin sosyal yaşamı ve sosyal hayatla ilgili çıkarımlarını okuyoruz. Herkese öneririm. Bu ince ruh daha fazla tanınmalı. Özellikle şu kısımı paylaşmak istedim.

"Başıma harika bir şey geldi. göğün yedi kat yukarılarına çekildim. Tanrılar orada oturuyorlardı. Bana özel bir lütufla bir dilekte bulunma ayrıcalığı bahşedildi. 'Ne dilersin?' dedi Merkür. Bir an şaşırdım kaldım. Sonra tanrılara şu şekilde hitap ettim: 'Çok saygıdeğer çağdaşlar, dileğim tek şudur ki, kahkaha hep benden yana olsun.' Tanrılardan hiçbiri tek kelime etmedi; hepsi gülmeye başladı. Bundan dilediğimin kabul edildiği sonucuna vardım ve anladım ki tanrılar kendilerini zarafetle nasıl ifade edeceklerini biliyorlardı; zira ciddi bir tavırla, 'dileğin kabul oldu' demek onlara pek yakışmazdı."
 
[img='https://images-na.ssl-images-amazon.com/images/I/51Cz9nCFjfL.jpg',none,244][/img]

[url='https://libcom.org/files/No_Gods_No_Masters_Complete_Unabridged.pdf']"Tanrısız ve Efendisiz: Anarşizmin Bir Antolojisi"[/url]

Yeni başladım. Tamamını okumayacağım çünkü bir sürü farklı düşünürden bahsediliyor ama ben belli düşünürlerin görüşlerini öğrenmek için bakıyorum. Şimdilik güzele benziyor.
 
İnsancıklar ve öteki bitti dostoyevskiyi yazma sırasına göre okumaya devam edicem. Herşeyi ego süper ego bilinçaltı düşünceleri bastırmaya falan bağlıyorum. Düşünmek zorunda kaldığım bir şey olduğu için de olabilir mesela bunu ego id süper ego gibi şeyleri araştırmadan önce yazmışım

bunu nasıl bir ruh haliyle niye yazdım hatırlamıyorum ama süperegodan bahsetmişim sanırım.
mutluluk acıya gebedir. Komik şeylerde bir trajedi saklıdır. Arzu giderek iğrençleşir. Ve insanın içindeki egodaki bir tanrı saklıdır. insanı küçümseyen bir tanrı. Ego büyüdükçe alay eden tanrı güçlenir. Duygular aşırıya kaçtıkça güç kazanır. insanı aşar gücü ve bu tanrı gebedir tüm aşırı duygulara. Sınırını bil der bize. peşinden koştuğun herşey toz olup arkasındaki boşluğu gösterecek sonunda.

Bu öteki kitabı da dr jekkyl ve mr hyde ı anımsattı. Onda da olay doktorun aşırı iyi olması yüzünden kötü yanının sonunda ortaya çıkmasıydı. Bunda da baş karakter sürekli kendine iyi bir insan olduğuna dair telkinler veriyor. Ve bastırılmış görmezden gelinmiş ama görmezden geldikçe bir çeşit arzuya dönüşmüş o toplumun onaylamadığı davranışlar sonunda başka bir karakter olarak ortaya çıkıyor. Bu adam kitleye göre kendini şekillendirmiş bir adam ve bu yüzden aşağılık görüyor sanki kendini. Çünkü kitlenin ortak düşüncesinde kendimizi aşağılık görmemiz söyleniyor. Eğer yabancı kitabını doğru anlamışsam o kitabın ana karakteri toplumu reddetmiş kendine göre yaşayan bir adam ve o da yanlış hatırlamıyorsam psikolojik sorunlarla uğraşmaya başlıyordu. Çünkü kitlenin dışında kalmak istese de doğasına karşı gelemiyor.
 
9080044453938.jpg


Kitap okumak için araştırma yapıyordum, amacım siyasi tarih kitabı okumaktı. Komünizm sevmeyen okumasın öyle söyleyeyim. Adam 1948 yılındaydı sanırım bu kitabı yazıyor. Kitapta modern kölelikten, totaliter bir dünya düzeninden ve insanların makineleştirilmesinden bahsediyor. Kitap ütopik bir kitap olarak geçiyor ama George Orwell resmen günümüzü anlatmış. O dönemlerden de bahsediyor tabii. Ve adam bunu sanki kendisi planlamış gibi en ince ayrıntısına kadar anlatıyor ve neredeyse her yazdığını 12'den vuruyor. Daha fazlası spoiler olur. Şiddetle tavsiye ederim. Yorumlara pek bakmadım ancak ufak bir araştırma yaptım. Benim ingilizcem kitap okuyacak seviyede olmadığından çeviri halini aldım ama, araştırdığım kadarıyla kitabı kendi dilinde okumak daha fazla keyif veriyormuş.
 
Isaac Asimov - Sonsuzluğun Sonu

Ilk Asimov kitabımdı. Bu sitedeki çoğu insan sevebilir, bilim-kurgu olarak başarılı. Ama benim için "meh", zira çok bi sanatsal değeri yok.
 
Neil Gaiman - Amerikan Tanrıları (Yazarın Kendi Tercihi Olan 10000 kelime fazlası olan metin) .

Kesinlikle kendisini okutuyor ancak ve kesinlikle ilgi çeken anektodlar yakalayıp bunların üzerinden oldukça sade bir biçimde giderek seni dekor olarak fantastik ancak hissiyat olarak gerçekçi bir savaşın içine doğru sürüklüyor.

FAKAT

1.si İlk akla gelen şakayı yapan komedyen sınıfı gibi kuluğa çılgıncaymış gibi gelen ilk fikri söyleyen kıt mucit edasıyla yaratmıştı evrenini.
2.si Tanrıların ne karakteristik, ne anlatılan iman gücüne dayalı olaraktan var oluşları ne güçleri ne de varoluş nedenleri konusunda kendi sunduğu şeylere sadık kalabilen, tutarlılığı koruyabilen bir yanı yoktu. O an plot için ne gerekliyse onun gibi davranacak olan mitlerdiler sadece.
3.sü Sonu cidden Cem Yılmaz'ın "Kendince film yapmış ıhı ^^" diyen tüketici kitlesi taklidi yapması gibi bende bittiğinde "Kendince son yapmış ıhı ^^" oldum.


Açıkçası karmaşık duygular içerisindeyim, kesinlikle baştan aşağıya bir bütün olarak bu "KÖTÜ bir şeydi!" diyemem ve diyemiyorum ancak kitap da ilerledikçe çok çok daha az konuda kendimi okuduğum esere dair iyi hissettiğimi de söylemem gerekiyor.

Okumayın demem ancak bunun için özel bir ayarlama ya da integrasyon yapmanıza da gerek yok. Bir şey kaçırmıyorsunuz ancak okumayı düşünüyorsanız da okuyun derim.
 
9474275475506.jpg


Kültürel seviyemi arttırmak veya bilgi edinmek amacıyla okumadım. Maksat ingilizcemi geliştirmek. Kısa kitap zaten ama beklediğimden uzun sürdü okuması, ingilizceme katkısı olduğunu düşünüyorum. Zaten basit bir kitapmış, ingilizce ana dilli çoğu ülkede ilk-ortaokul seviyesinde okutuluyormuş. Sevdim, tatlı bir kitaptı.
 
Küresel Isınma - Mark Maslin

2000 başlarında yazıldığı için biraz eski kalıyor ama pek çok temel kavramı oturtma ve olayı farklı açılardan ele alması (ekonomik, siyasi gelişim, tarih de dahil) sebebiyle oldukça yararlı. Kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap.

Kesin İnançlılar - Eric Hoffer

Aşağı yukarı yarısındayım. Başta fena başlamamıştı ve kimi güzel noktalara değiniyor ama ham yanları çok fazla belli oluyor. Bu hamlık sadece öyle kalsa iyi fakat kitapta öne sürülen önermenin altını oyuyor. Yöntemsel olarak da oldukça kötü, küçücük şeylerden ve kanıt belirtmeden devasa genellemeler yapılıyor. Özellikle detaylara girmeye başladığında çok fazla saçmalıyor. Bu yüzden başlarda ilgimi çekse de, zamanla ilgimi kaybettim. Bunların üstüne bir de liberal ve düzen yanlısı bir ideolojiyle yazıldığı belli olsa da, sahte bir "ideolojik değilim ben yeaaa" tavrına sahip olması rahatsız etti.

Dedikodu yapmış olacağım ama Hillary Clinton'ın kampanyasında falan da okutulmuş bir kitap zaten. Neden okutulduğunu anlıyorum çünkü çok düzen yanlısı bir yaklaşıma sahip.

İlahi Sol - Baudrillard

Henüz çok içine giremedim ve şu an devam eder miyim bilmiyorum. Bir süredir sürekli olarak siyaset felsefesi okuyorum ve gına geldi. İçinden bir şey de çıkmıyor artık. Özetle, kitap, Sol'u eleştirmek üzere yazılmış ve zaten Baudrillard ile kimi aynı sonuçlara ben de vardığım için ilgimi çekiyor. De abi azıcık daha okunur yazaydın.

Dürüst olmak gerekirse, Sol'u eleştirmekten bir cacık çıkmadığı için de ilgimi kaybettim. Denilebecek şeylerin çok büyük çoğunluğunu demiş veya düşünmüş gibi hissediyorum. Hatta Baudrillard'den bile sert yaklaşıyor olabilirim. Hayır, insana bir yararı veya mutluluğu falan da olmuyor.

Demokratik Zorbalık - Alexis de Tocqueville

1800lü yıllarda, bir Fransız soylu ve siyaset felsefecisi tarafından yazılmış bir kitabın 2 tane bölümünden oluşan kitapçık. Buna rağmen, o 60 sayfada uzun süreden beri okuduklarımda göremediğim bir şey gördüm: sonuçlara atlamadan ve kendi fikrini tanrının kelamıymış gibi bildirmeden anlatan birisi. Dediğini yanlış aktarmak konusunda gerçek bir endişe duyan, içten bir insan. Demokrasiye geçiş dönemi hakkında da çok ilginç şeyler söylüyor ve demokrasi yanlısı olsa bile, onun içerdiği pek çok tehlikeden bahsediyor. Önemli bir kısmında haklı da çıktığını düşünüyorum.

---

Siyaset felsefesinden bıktım açıkçası. İçinde sadece karanlık ve çamurlu bir geçmiş, şimdi ve gelecek var. Belki de çoğu insan gibi konformist bir godoş olurum.

Şaka şaka, öyle bir şey olma imkanım yok.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Erich Maria Remarque - Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

On numero kitap.

Bi de alıntı getirdim:

"Albert haklı. Biz genç değiliz artık. Biz dünyayı fethetmek istemiyoruz artık. Kaçacağız biz. Kendimizden kaçıyoruz. Hayatımızdan. On sekiz yaşında idik; dünyayı, hayatı sevmeye başlamıştık, sevdiğimiz bu şeylere kurşun sıkmak zorunda kaldık. Patlayan ilk mermiler kalbimize saplandı. Çalışma, çaba, ilerleme kapıları kapandı bize. Biz bunlara artık inanmıyoruz, biz harbe inanıyoruz."
 
Varoluşçuluk - Jean-Paul Sartre

Sabah başladım ve az önce bitirdim. Felsefesine pek katıldığımı söyleyemem. Her şeyden önce, insanın özgür olduğunu varsayıyor. Nedensel bağlantıları bir kenara atıyor ve seçim illüzyonuna saplanıp kalıyor. Günümüzdeki bilgiler ışığında ciddiye alınacak çok bir yanını göremiyorum. Açıkçası hayal kırıklığına uğradım. Bu kadar farklı çevreler tarafından, on yıllardır, bu kadar övülen bir düşünürden daha çok şey bekliyordum. Başarısız demek istemiyorum fakat deterministik bir evrende yaşadığımızın bu kadar büyük bir reddinin bu kadar şevkle savunulması garip geliyor. Hele ki günümüzdeki savunucuları tarafından. Evrenin modernistik veya modernite öncesi algılanma şeklinin kırıntılarına tutunmanın başka bir versiyonu.
 
Üst